Yeryüzünde insanın varlığından söz edebildiğimiz en uzak çağdan bu yana, insan yaşamının devamlılığını sağlayan, temel yaşama güdüsünün bağlandığı eylem; yapabilmek!
İnsanlık tarihi, insanın yapabildiklerinin tarihidir; her yönüyle… Yaptıklarının sınırı, yapabilme yetisinin sınırıdır.
İyi, güzel, doğru; kötü, çirkin, yanlış… Her biri bir seçimin sonucudur. Her bir durumda yapabildiklerinin arasından birini seçer insan, onu yapar.
Tipik örnektir: Onüç ondört yaşındaki asosyal, sivilcesurat bir çocuk, evine kapanıp edindiği bilgilerle, donandığı yeteneklerle, facebook, twitter, instagram hesabımızı, telefonumuzu, bilgisayarımızı hack’ler. N’apıcaktır o çocuk benim fotoğraflarımı, arak karikatürlerimi, tantra’larımı?.. Niye hack’ler beni?..
Cevap karmaşık değil: Hiç!.. Hiçbir şey!..
Peki niye yapıyor?.. Çünkü yapabiliyor!..
Bu kadar basit ve bu kadar ilk el (!) bir dürtüdür bu. Yapabilmek!..
Hayatı boyunca uğraşıp didinip, akla gelen gelmeyen her türlü dalavereyle, iyice zenginleşmiş, yedi sülalesine yetecek kadarını biriktirmiş bir insan, ömrünün son deminde, o zamana kadar biriktirdiklerinin keyfini sürmeye çalışmaz da, niye hâlâ daha çok zenginleşmeye, daha çok biriktirmeye çabalar?..
Çünkü hâlâ yapabiliyordur!..
İnsan düşünebilendir; biliyoruz. İnsan yapabilendir; bunu da biliyoruz… İnsan, neyi yapacağını tercih edebilendir aynı zamanda!.. İnsanın niteliğini belirleyen de bu özelliğidir.
“Her insanda insanlığın her türlü hâli vardır.” der Montaigne.
Marks’ın da ahlak ilkesi olarak benimsediği ahlak ilkelerinden, Kartacalı şair Terentius’un “Ben bir insanım; ve insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir” sözü, Can Yücel’de “İnsanlığa dair ne varsa kabulüm.” şeklinde yeniden karşılık bulur.
Her birimiz, her türlü insanlık hâlini taşırız potansiyel olarak. Yol ayrımlarında verdiğimiz kararlar, insanlık tarihi boyunca, yine insanın oluşturduğu değerler silsilesinden hangilerini benimsediğimizle yakından ilgilidir; elbette ki o yol ayrımının öznel koşullarıyla beraber.
Epeydir, çok önemli bir yol ayrımında bekliyoruz, kararsız, ilgisiz, mırıldanarak, söylenerek, gözlerimiz kapalı ya da bakarkör… İçimizde fırtınalar estiriyor olabiliriz, ne ki yaptıklarımızdır bizi açığa çıkartan; iyi ya da kötü ama bir sonuca götüren.
Yaşadığımız olumsuzlukları bir de benim sayıp dökmeme gerek yok. Hepimiz, yaşadıklarımızın tanığı ve muhatabıyız. Yaşamın her alanında kuşatılmış haldeyiz. Kötülük, kendi değerlerini seçmiş, hiçbir yaptığının onu tatmin etmeyeceği bir yolu yürüyor, çok daha büyük kötülüklere gün sayıyor…
Çünkü yapabiliyor!..
Biz, iyi insan olduğunu düşünenler; olan biteni seyredip, nereden ne zaman geleceği belli olmayan kahramanlar bekleyerek, peşlerine takılmayı umuyoruz belki de. Tarihin hiçbir döneminde sonuç verip süreklilik sağlayan bir durum değil bu. Her birimiz, kendimizin kahramanı olmak zorundayız. Herkesin kahraman olduğu, bu nedenle de kimsenin kahraman sayılmadığı, kahramanlığın literatürden silindiği bir birliktelik yaşamak zorundayız. 20 Şubat tarihli yazımda da belirttiğim gibi; umut etmekten vazgeçip, umut olmalıyız.
Potansiyel değerlerimizden, “her türlü insanlık hâlimizden” iyi olanları seçip, onları hayata geçirme kararını vermeliyiz ve geçirmeliyiz; bunu da birlikte yapmalıyız…
Yapmalıyız!.. Çünkü yapabiliriz!..


Yapabiliyorum, öyleyse varım. ????☺️???