YAŞASIN,CÜMLE CİHAN AMELE VE ZULMETKEŞLERİNİN KIRMIZI İTTİFAKI…
1848 tarihi Avrupa’nın ihtilallerle çalkalandığı bir tarihtir.1830’da liberallerin çekip çevirdiği ihtilallerinin arkasından, bu sefer işçi sınıfı ayağa kalkmış ve siyasi eşitliğin yanı sıra ekonomik eşitliği gündeme getirmiştir. Fransa’da başlayan ihtilaller Avrupa’nın her tarafına yayılmış, Fransa’da ikinci cumhuriyet ilan edilmiş, Danimarka, Hollanda ve İsviçre’de ise anayasalar yapılmış, monarşiler geriletilerek demokratik yönetimler kurulmuştur. İtalya, Almanya ve Macaristan’da ise ihtilaller bastırıldı ve bu ihtilallerde yaşananlar sosyalist mücadelenin tecrübe hanesine yazıldı.
Aynı yıl yani 1848’de K. Marks Londra’ da koyu yeşil kapaklı bir broşürle Komünist Manifesto’yu yayınladı. Marks Avrupa’daki sosyalist hareketliliği “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor- Kominizm hayaleti” diye tanımlıyordu. Gerçekten de; Avrupa’da kökleri sanayi Devriminin ilk günlerine giden etkili bir işçi sınıfı hareketi ve sosyalizm mücadelesi sürmekteydi. Bu dönemde işçilerin en önemli talepleri sekiz saatlik iş günü ve daha iyi bir çalışma ortamı idi. Yaklaşık 10-12 sene sonra işçi sınıfı mücadelesine önderlik etmek iddiası ile ilk sosyalist partiler kurulmaya başladı. Sosyalist partilerin kurulması ve uluslararası sosyalist hareketin bu dinamizmi Birinci Enternasyonalin kuruluşunu sağladı. Cenevre’de kurulup daha sonra merkezi New York’a taşınan örgüt, Anarşistlerin ihracının yanı sıra 1871 ‘de Paris Komünü’nün kurulmasında etkili bir rol oynadı.
1 mayıs 1856 tarihinde Avusturalya /Melbourne ve 1 Mayıs 1886’da Amerika Chicago ‘da sekiz saatlik iş günü talebiyle başlayan gösterilere yüz binlerce işçi katıldı. Chicago’da polisin saldırısıyla dört işçi öldü sekiz işçi lideri hakkında idam istemiyle dava açıldı ve bunlardan yine dördü idam edildi.Marks’ın ölümünden altı yıl sonra açılan II. Enternosyanal (ki bu örgütlenmeye 1905’den sonra Lenin’de katılacaktır) açıldığı yıl Melbourne ve Chicago da meydana gelen olayların anısını dikkate alarak , 1.Mayıs’ı işçi sınıfının uluslar arası birlik mücadele ve dayanışma günü olarak kabul etti.Takiben ilk 1.Mayıs kutlamaları 1890’da yapıldı.Böylece 1 Mayıs,bir sonraki yüzyıl’da; kitlelerin meydanları doldurup ,taleplerini dile getirdikleri ve bu nedenle her türlü baskıya karşı direniş gösterip mücadele ettikleri bir gün haline geldi.
Sanayileşme sürecini tamamlayamamış Osmanlı İmparatorluğu biraz geç de olsa işçi sınıfının devrimci eylemleriyle tanıştı. ilk grevler 1863’te Ereğli’de kömür madenlerinde görüldü.1870 lerde Beyoğlu Telgrafhanesi işçileri greve çıktılar,bir süre sonra Haydarpaşa-İzmit demiryolu işçileri grevler yaptılar, Adapazarı, İzmir dokuma işçileri derken, II. Abdülhamit’in istibdat yönetiminin etkisi ile işçi sınıfı hareketi bir yavaşlama sürecine girdi. Ne var ki baskının olduğu her yerde mücadelenin de olacağı gerçeği bir kez daha doğrulandı. Milliyetçi dalgalanmalarla sarsılan imparatorluk sınırlarında ilk sosyalist partiler görülmeye başlandı. Önce Ermeni Sosyal Demokrat Partisi olan Hınçak kuruldu. Özel Mülkiyeti reddeden Hınçak tipik bir sosyalist parti idi, kelime Ermenicede Çan anlamına gelmektedir. Hınçak Ermeni toplulukları üzerinde belli bir etkinlik kazanmış olmasına rağmen,mücadelesi daha çok ulusal boyutta kalmış programlarında yazılı olan işçi ve köylü kitlelerinin sınıfsal mücadelesinde çok etkili olamamışlardır.Daha sonra Osmanlı hakimiyetindeki Balkan topraklarında Bulgar Sosyal Demokrat İşçi partisi kuruldu.Müslüman topluluklar arasında kurulan ilk parti ise 1894’de Tophane fabrikalarında kurulmuş olan Amele-i Osmanlı Cemiyetidir. II. Abdülhamit döneminde gizli bir örgüt olarak kurulan bu parti liderlerinin tutuklanması üzerine dağıldı.Daha sonraki yeniden kuruluş çalışmaları ise devrimci bir nitelikte ortaya çıkmadı.1910 yılında gazeteci Hüseyin Hilmi tarafında Osmanlı Sosyalist Fırkası kurulur.(Hüseyin Hilmi daha önce İştirak adlı bir dergi çıkardığı için daha çok “iştirakçi Hilmi” diye bilinir.)Bu parti II. Enternasyonal’e üye olur.İştirakçi Hilmi’ nin Sinop’ a sürgünü dolayısı ile bir süre kapanır,1919’dan sonra tekrar kurulur,artık adı Türkiye Sosyalist Fırkası olarak geçmektedir.1922’de İştirakçi Hilmi’nin aydınlanamayan bir cinayetle bir polis tarafından öldürülmesi partinin sonunu getirecektir. 1920 ‘de Mustafa Suphi’nin başında bulunduğu TKP, M. Suphi ve 14 yoldaşının Karadeniz’de İttihatçılar tarafından katledilmesinden sonra gizli mücadeleyi esas alan bir strateji izledi. Bu olay Türk Solunun’ da esas olarak illagaliteye kaymasına yol açtı.
Konuya biraz Türkiye’ de 1 Mayıs kutlamaları olarak baktığımızda ise ilk kutlamaların 1910’da Selanik’ te yapıldığını görüyoruz.Yine 1911de Selanik’te yapılan 1 Mayıs gösterilerinde Bulgarca,Yunanca,Türkçe ve İbranice konuşmalar yapılması katılımın değişik halklardan emekçileri içerdiğini gösteriyor.Bir yıl sonra Selanik’in yanı sıra İstanbul’da da kutlamalar yapılıyor.Sonraki yıllarda da çeşitli çapta kutlamalar yapılmış olmasına karşın en geniş kutlamalardan birinin 1921 de İstanbul’da Türkiye sosyalist Fırkası ve İştirakçi Hilmi tarafından örgütlendiğini görüyoruz.Malum,Milli Mücadelenin en keskin dönemleri yaşanmaktaydı ve bu tarihte İstanbul İngilizler tarafından işgal edilmişti.Buna rağmen Şirket-i Hayriye ,Haliç idaresi ve Tramvay işçileri o gün tatil yapmakla birlikte 1 mayıs kutlamalarına da önemli bir katılım gösteriyorlar. 2.Mayıs’ta İkdam gazetesi bir gün önceki kutlama ile ilgili olarak şunları yazmıştı.
“ Amelenin bir kısmı bayramlarını kutlamak için mavi işçi gömlekleri giyip,kırmızı boyun bağları taktıkları gibi hemen hepsi kırmızı rozetlere hami idiler.Sosyalist Fırka merkez-i umumisine kırmızı bayrak çekilmişti.Amelenin bindikleri bazı otomobillere de kırmızı bayrak çekmişlerdi.”
1922’de ise Türk –Sovyet dostluğunun bir göstergesi olarak Ankara’da bir kutlama düzenleniyor. İmalat-ı Harbiye, Demiryolu işçileri ve mürettipler eş ve çocuklarıyla bu kutlamalara katılıyorlar.
1925’ten itibaren yeniden yasaklı bir döneme giriliyor.1924 tarihli Şeyh Sait ayaklanmasının bastırılması amacıyla çıkartılan Takrir-i Sükun Kanunu ülkede genelde olağan üstü hal yaşanmasına neden oluyor, dolayısı ile bu süreçte yapılan kutlamalar dar çevrelerde, toplantılar, salon kutlamaları şeklinde cereyan etti.1935 yılında,1 mayıs “Bahar Bayramı” olarak ilan edildi.
Kırk yıla yakın bir süre kitlesel katılımlı kutlamaların yapılmadığı 1 Mayıs yetmişli yıllardan sonra tekrar gündeme geldi.1975’deki İstanbul Tepebaşı gazinosunda yapılan kutlamanın ardından 1976’ 1 mayıs’ı yaşandı. Bu tarih hem parlamentoda hem de alanlarda siyasi mücadelenin oldukça sertleştiği bir dönemdir. Kıbrıs harekatını gerçekleştiren CHP hükümeti devrilmiş ve yerine yamalı bohçayı andıran I. Milliyetçi Cephe hükümeti kurulmuştu.Bu ortamda 1 Mayıs Türkiye’de Devrimci güçlerin kitlesel katılımı ile DİSK’in öncülüğünde Taksim meydanında kutlandı.DİSK başkanı Kemal Türklerin bir konuşma yaptığı 76 kutlamaları Türkiye’de bütün Devrimci güçler ve emekten yana kuruluşların kendilerini özgürce ortaya koyabildikleri bir platforma dönüştü.Beş yüz bin kişilik bir katılım halkın her kesiminin bu günü nasıl anladığının ,önemsediğinin bir göstergesi olmanın dışında devrimcilerin birliğinin nasıl bir güce dönüşebileceğinin de iktidara verilmiş ürpertici bir mesajı idi.
1 Mayıs 1977’ye II. Milliyetçi Cephe hükümeti ile gittik. 1977 seçimlerinde % 41 oy almış CHP hükümet kuramamış (Salt çoğunluk için 13 millet vekili eksikti) ,sağcı partilerin altı tanesi bir araya gelmiş ve yeni bir hükümet kurmuşlardı.Bakanlıkları aralarında paylaştırarak çıkar ilişkisinin en aşağılık şekillerini içeren bir siyasi tablo yaratmışlardı.Bu tablonun devamı onların gerçek korkusu olan Devrimci hareketinde bastırılması gerektiğini ortaya koyuyordu.1977’ 1 Mayıs’ına böyle bir ortamda katıldı yüz binler .Yer yine Taksim Meydanı,önceden hazırlanmış Faşist saldırganlar kitlenin üzerine kurşun yağdırdılar;sonuç :34 -40 ölü.sonuç;hala aydınlanmamış ve aydınlanmasına çalışılmayan kitlesel bir katliam,bütün insanlığın yüreğini sızlatan acı kayıplar ve Türkiye devrimci hareketine pek çok şey öğreten bir pratik.
Sonra 1980 darbesi, cunta yönetimi 1 Mayıs’ı resmi tatil olmaktan çıkardı ve kutlanmasını yasakladı.!990’lı yıllarda Türkiye’nin çeşitli bölge ve meydanlarında 1 Mayıs kutlamaları sürekli yapıldı.İstanbul’da daha çok Kadıköy meydanı kullanıldı 1 Mayıs için,fakat Taksim meydanı hep kapatıldı.2009 ‘da TBMM kararıyla 1Mayıs “emek ve dayanışma günü” olarak kabul edildi.2010 kutlamaları Taksim’de yapıldı, katılım ve kitlelerin enerjisi iktidara bir kez daha korku salmış olacak ki o tarihten sonra Taksim İşçi ve Emekçi kitlelere yine yasaklandı.
Cumhuriyet’in ilanından sonra 27 Mayıs 1935 tarihli “Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Kanun” ile 1 Mayıs “Bahar Bayramı” olarak kabul edildi. Büyük ölçekli kutlamaların yaşanmadığı Türkiye’de 1 Mayıs yaklaşık 50 yıl aradan sonra tekrar ısındı. İlk açık 1 Mayıs kutlaması, 1975 yılında İstanbul Tepebaşı’nda bir gazinoda yapıldı. 1976 yılında ise Taksim Meydanı’nda Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyon’u (DİSK), geniş kapsamlı bir kutlama tertip etti.
1980 yılında sıkıyönetim nedeniyle resmi kutlamalar yapılamazken, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi “1 Mayıs Bahar Bayramı” nı resmi tatiller arasından çıkarıldı. Buna rağmen cuntanın sert ikliminin sürdüğü dönemler dahil olmak üzere, 1 mayıs sokaklarda,caddelerde,okullarda,fabrikalarda hep kutlandı.Onca yasağa rağmen 1 Mayıs’ı devrimci kitlelerin gönüllerinden silememiş olan siyasi iktidar, 2009’da 1 mayıs’ı “Emek ve Dayanışma Günü” olarak resmi tatil ilan edildi.Yaklaşık on yıldır ülkenin pek çok yerinde hatırı sayılır kutlamalar ve etkinlikler yapılıyor olsa da ,1 Mayıs 2020 ‘ye her kesin bir ağaç gibi tek başına ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine katılabileceği günlerin özlemiyle gidiyoruz.

