Paşa, paşa…Devleti Kurtarabilirsin …!
Her şey 30 ekim 1918’de Mondros Ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla yeni bir evreye girdi.Anlaşmayı imzalayan Rauf Bey (Orbay) başarılı bir anlaşma imzaladığını umut ederek döndü Limni adasından.fakat durum hiçte onun sandığı gibi değildi.
- Anlaşmaya göre Ordu terhis edilecek, silah e cephane İtilaf Devletlerine teslim edilecek, İşgal güçleri kendilerine tehdit olarak gördükleri her hangi, bir noktayı işgal edebileceklerdi.Hal böyleyken çok geçmedi.Anlaşmadan bir gün sonra;
- İçlerinde Enver, Talat ve Cemal Paşa’ların bulunduğu sekiz kişilik İttihat ve Terakki partisi merkez yönetimi bir alman deniz altısı ile Kırım’a kaçtılar ve oradan Berlin’e geçtiler.
Anlaşmadan üç gün sonra,
- Musul İngilizler tarafından işgal edildi. Ardından diğer işgaller;
- Fransızlar Güney doğu Anadolu’yu.
- İtalyanlar, Antalya ve Konya’yı.
- Ermeniler; Kars ve çevresini.
- Osmanlı Ordusundan elde kalan 338.bin kişilik ordu peyderpey terhis ediliyor,eldeki silah ve cephane İtilaf Devletlerine teslim ediliyordu.
Suriye Cephesinde Yıldırım Orduları Komutanı olan M.Kemal, bu ordunun lağvedilmesinden sonra,7.Ordu Komutanlığına atanmış ve anlaşmanın imzalanmasını takiben İstanbul’a çağrılmıştı. M.Kemal Paşa’ artık sınırımız sayılacak korumasındaki topraklarda gerekli tedbirleri aldıktan sonra Adana treniyle İstanbul’a geldi.
13.kasım .1918 tarihinde,yani Mustafa Kemal’in Haydarpaşa garına geldiği gün İtilaf donanması Galata rıhtımına demirlemekle meşguldü,İstanbul’un işgale gidecek süreci de böylece başlıyordu.
Anafartalar Kahramanı,yedinci Ordu komutanı Mustafa Kemal Paşa Haydarpaşa’ya indiğinde onu karşılayan tek kişi; doktoru Rasim Ferit idi (Talay). Garın merdivenlerinden inerken karşıda İngiliz donanmasını fark etti. Marmara denizinin rıhtıma döven dalgaları bir başkaldırının işaretinden ziyade İstanbul’un çaresizliğini anlatıyordu. Paşa önce; İstanbul’a gelmiş olmaktan mutlu olmadığını hissetti sonra, kendisinden umutlu bir bakış, bir söz bekleyen Dr. Rasim’e “Geldikleri gibi giderler..” dedi. Kendisini almak üzere rıhtıma yanaşan Kartal İstimbotuna binerek karşıya geçti. Bütün cepheler susmuş, Anadolu yorgun ve İstanbul’da yalnızlığın kollarındaydı.
Kasım’dan Mayıs’a kadar altı ayda M. Kemal İşgal İstanbul’unu yaşadı. Dört sene uzun konçlu alman çizmeleriyle ezilen Beyoğlu sokakları şimdi İngiliz-Fransız zabitlerini ağırlıyordu. Halk, mısır koçanı ve süpürge tohumu ile doymaya çalışırken yıldız Sarayı sessizliğe bürünmüş, mandacılık her tarafta kol gezmekteydi İstanbul gazeteleri; peçesi işgal subayları tarafından açılmaya çalışılan kadınların haberlerinden geçilmiyordu.
Mustafa Kemal Paşa, bu altı ayı boş geçirmedi, önce hükümete girmeye çalıştı.Fakat,bunun boş bir çaba olduğunu kısa süre içerisinde anladı ve Şişli Osmanbey’deki dairesinde arkadaşları ile görüşmeler yaptı. Hal çarelerini tartıştı, ne yapılabilirdi? Kiminle hareket etmeliydi ve nereden başlamalıydı? İşte bu süreçte Kurtuluş Savaşının ana hatları, strateji ve taktikleri belirlendi. Artık tek şey kalmıştı başlamak, başlarken doğru adım atmak ve ilk adımda başarısız olmamak. Haftalarca bir satranç oyuncusu gibi uygun bir zaman ve uygun bir konjonktürle hamle sırasının kendisine gelmesini bekledi.
Savunmasız kalmış devlete rağmen, Anadolu yorgun fakat bir o kadarda hareketliydi, ülkenin değişik coğrafyalarında işgale karşı Kuvayı Milliye teşkilatları kuruluyor, zaman zaman silahlı çatışmalar yaşanıyordu ki bunu ilk örneği Adana Dörtyol’dan gelmişti. Bu direniş çabaları azınlıklar tarafından tepkiyle karşılanmaktaydı. Samsun ve havalisindeki Pontusçular’ la Türk çeteleri arasındaki çatışmalarda bu sebeple çıkmıştı. Osmanlı Devleti İngilizlerinde baskısıyla bu çatışmaları önleyecek, bölgede asayişi sağlayacak, Türk gruplarının elindeki silah ve cephaneyi toplayacak bir müfettişlik kurmak amacındaydı. Kurulacak olan 9.ordu Müfettişliği içinde M. Kemal’in ismi önerilmiş , M. Kemal’in de fikri alındıktan sonra 30 Nisanda kabine tarafından onaylanmıştı.İşte hamle sırası artık ondaydı …
Yunan birliklerinin kordon rıhtımından İzmir’e çıktıkları gün, Mustafa Kemal İstanbul’da veda ziyaretleri yapmaktaydı. Kabineden sonra Yıldız sarayında Sultan Vahdettin’le görüştü. Sultan, yine uzun bir duraklamadan ve çevresindekilere uyuduğu hissini verdikten sonra kısa cümleler kurdu. “…Paşa,Paşa ..Devlete çok hizmet ettin.. Bunların hepsi artık Tarihe geçmiştir… ama şimdi bunları unut.. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Devleti kurtarabilirsin..” dedi.Günümüzde saltanatçılar bu sözleri Vahdettin’in Atatürk’ü ülkeyi kurtarmak için Anadolu’ya gönderdiğinin kanıtı olarak gösterirler.Ama ne gariptir ki 1922’de ülkeyi terk etmek zorunda kalan Vahdettin bile bunu kendisi için hafifletici sebep olarak göstermemiştir.Ayrıca sultanın daha sonraki bütün çabası da M. Kemal ve arkadaşlarını engellemek üzerine olmuştur.
16 Mayıs’ta İstanbul Limanından demir alan Bandırma vapuru Anadolu’ya, 17 kişi ile birlikte büyük bir sır taşıyordu. Bu sır, Mavi gözlerini ufka sabitlemiş bir sarışın kurt’un bilincindedir şimdilik. Bilinçte olup gerçeğe dönüşmek üzere olan; bir Milletin Emperyalizme karşı mücadelesinin stratejisidir. Bu strateji, kurucusunun iradesiyle adım adım yeri ve zamanı geldikçe kendini açığa vuracaktır…
12.Mayıs.2020
Ö. ERDOĞAN

