BİR ”CANLI” OLAN KÖTÜ  İNSAN

Ne zerafetin kaldı ne asaletin.. duruluk, naiflik, efendilik zaten yanaşmadı yanına hiç bir zaman…

Ezberlediğin, alışageldiğin üç beş sözcükle geçiyor ömrün, ”herkes”in çar çabuk ”herkes” oluverdiği günlerde, ne de hızlı ”herkesleşiverdin”?.. Ne çabuk karışıverdin kalabalıklara? ne çabuk O’nlardan oluverdin? Nasıl da işine geldi ”sıradanlaşıvermek”?…

Kendinden olan, neredeyse hiçbir şeyin, olmadı hiç.

Ne çabuk, kaba, hoyrat, fütursuz, had’siz, hal bilmez oluverdin. Sormayalı, sorgulamayalı, düşünüp ”farklı” bir şey demeyeli ne çok zaman geçirdin.

Masalara oturdun hasbelkader, birileri anlattı… birileri ”bir şeyler” yaşamıştı… Dinledin O’nları… Ama yalnızca dinledin, ama başından, ama sonundan çokça da ortasından. Yetindin!…

Başka masalarda ”satmak” için. Böyle ”daha iyi” olduğu için. Çünkü; o masa’da senin anlatacağın ”hiçbir” yaşanmışlığın yoktu. Ama; masa’daydın ve ”herkes”e karışmıştın. Uzaktan, O’nlardandın. Bu da yetti sana. O’nlar konuşuyordu nasılsa, Araya kaynıyordun nasılsa:)

Ne dip daldın gönlüne, ne de bir ilmek attın ömrüne. Sığ sularında bir ileri beş geri adımlarınla yürüdün!…

Ne seyreldiğinden haberin oldu ne eksildiğinden. Bir satır bile eklemediğin ‘’kendin”e ne çok beğeniler aldın ”sen” gibilerden. Oysa, ne aklının ne de kalbinin fikri vardı.

Mesela, nerede kalmıştın en son ”kendin”de, en son kalbinin hangi sesi çınlamıştı kulağında, en son ne zaman ”kendine” yol almıştın?… Hadi aldın diyelim, itiraf et, ilk durakta hemen indin.

Cam’lar nasıl da buğulanıverdi değil mi? içerisini göremedin…

Zor iş’ti vesselam; herkese karışıp O’nlar gibi olmak varken, ”kendin”olabilmek. Çok’lar arasında olmak haklı kılıyordu nasılsa…

Ezber sözler, klişe ahkam’lar risk’i sıfırlardı her zaman. Hep ortaya ” ortalama” bir şeyler koyuvermek ne kolaydı.

Oysa, adamakıllı sıyrılınmalıydı bu ”aynı” lıktan. Arınılmalıydı, kurtulunmalıydı. Bir çiçek koparılmalıydı kırlarda gezerken ama o çiçek ”farklı” kokmalıydı. Olmadı, olamadı…

Mesela, yürüdün ya yollarda, kendi adım’ın, kendi ayak izin var mıydı hiç baktın mı? Sanırsın bir kişi yürümüş, hep başkalarının adımlarına basa basa.

Ama olsun du:) İçi boş ”vakur”luğu tıpkı bir sancak gibi tuttun elinde ve hiç bırakmadın.

Ve bırakmadın kimselere ”efe’liği”, oysa bir efe çarığının bağcığı, cepkeninin boncuğu bile değildin.

O ”ortalarından” yakaladığın muhabbetleri, sanki ”sen”mişsin gibi anlattın başka masalarda. Oysa tek bir karesinde bile yoktun. Attın, sattın, yağdın, gürledin ve en çok o zaman ”kendin” oldun.

Alt ettiğinde, ezdiğinde, şah’lanıp kükrediğinde sevdin en çok ”kendini”. Doyamadın aynalara bakmalara, oysa suratına bakılamayacak kadar iğrençtin o sıra…

Kibr’inden dağlar yapıp, çıktın doruğuna, ”ak” hep ”kara”ydı ve ”kara” olmalıydı. Oysa ”ak” çok değerliydi ve gerçekti.

”Ne’ne gerek senin taht-ı revan” diye bir şarkı var ya hani, ”sen” gibilere yazılmıştı.

Kimbilir, ”kim” lerin can’ını yaktın, tarumar ettin ruhlarını?.. Renk’lerine göre ayırdın insanları ve zulmettin ve hükmettin onlara. Oysa bin kat su’dan geçsen de zifiri siyahın geçmedi kalbinden.

Yok ederken, yıkıp dökerken, kıyarken ne de kolay ”kendin”oluyordun. En çok bildiğin buydu. Bağnaz’lık kara bir katmandı bedeninde. Bir zehir gibi kustun Ne merhamet ne vicdan zerresi yoktu yüreğinde.

Ne düş’ün oldu uykunda; ne gül’ün vardı koynunda, hadi söyle; insanların inci beyazı umutlarını nasıl kırdığını, iklimlerinden bahar’larını nasıl çaldığını.

Hoş!… dalından filizi koparan, yerdeki gazele ne yapmazdı ki.

Sahiplendin ”hiçbir” zaman ‘’senin” olmayanı, yeryüzünde ne kadar ip varsa doladın boynuna, ”sevdim” diye diye, üstelik bile bile…

Hep zulmettin sevdiğine. Oysa bir tek an bile bakmamıştın ”gözlerine”. Oysa, cümle alemi ”uzaktan” kandırmak, öyleymiş gibi ”sandırmak” ne çok geldi işine…

En acısı, esirin ”elindeydi” ve ”kıpırdayamıyordu”… Oralar hep ”sen’den” soruluyordu. Dokun, yalana çaldı, et’in hep ”havalıydı”.

”kendin” den olan güruha çanak tuttun, bunca günaha imza attın hep. Seni top’lara mı tutmalı, ateş’lere mi atmalı, ”sen” le ağzına kadar dolu cehalet kuyuları.

Ah..ruhu kara kötü insan… ne yazık ki artık çok geç, eksiğini, noksanını koyamazsın yerine. Kaç ”hayat” ıskaladıysan o kadar ”zarardasın”…

Bebek’ken dinlediğin o masallardaki kahraman’lar bile kurtaramaz seni.

Vahim olan şu ki; ”sen’de” hal böyle iken, şuursuzca üredin ve hala üremeye devam ediyorsun ya, anlamıyorum bu merakın niye?…

Gel bir iyilik yap giderayak yüce insanlık adına,

”sen’in” kötülüğün yedi cihan’a yetecekken, büyük zulüm oluyor nesl’ini sürdürmen.

Yapma!..

beyhan duran

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir