Otobüsümüz ovaları yara yara süzülüyor, kıvrımlı vadilerden geçiyordu. Annemin yanıma kattığı yolluklar çoktan tükenmiş, Ankara’yı geçmiştik bile, her ne kadar Çorum’a bağlı olsa da Çankırı’ya daha yakındı Bayat ilçesi. İlk tayin olduğum, heyecanla atanmayı bekleyip atanınca da bir solukta, adeta uçarcasına gittiğim güzel yurdumun yalnız ve ıssız köşesiydi burası.
1986 yılıydı, o yıllarda Öğretmenevlerinde 15 günden fazla konaklanmıyordu, bana da bir hafta sonra ‘Hocam bir ev bak kendine’ demişlerdi bile. Kimya öğretmeni arkadaşım ’Birlikte kalabiliriz istersen’ demişti. Sevinçle kabul etmiştim. Yalnız evin ve kendimin bazı gereksinimleri vardı karşılanacak. Bayat küçük bir ilçeydi, yakınında daha büyücek İskilip ilçesi olduğunu öğrenmiştim. Arkadaşımla birlikte hafta sonu İskilip’e gittik, eksiklerimizi alıp ilçemize döndük. Bu yolculuk İlk ve son gidişimdi İskilip’e. Aklımda kısa sayılacak bir çarşıdan başka bir şey kalmadı şimdi orası hakkında.
O yıllarda adını hiç duymadığım ne o bölgede ne de yaşadığım yerlerde adından söz edilmeyen İskilipli Atıf denilen birinin bu günlerde çokça anıldığını duydum. Bu zat o zaman, Atatürk’ün yolundan gitmemeliyiz, Yunan’a karşı durmamalıyız, onlarla savaşmamalıyız bile demişti.
Biz ki yıllardır ulusal mücadele kahramanlarımızı anıyoruz. Onları yad ediyoruz. Onları unutmuyoruz. Kadınlarımızdan; Kara Fatma, Münevver Saime, Senem Ayşe, Melek Raşit, Ayşe Aliye, Halime Çavuş, Şerife Bacı, Nezahat Onbaşı, Çete Emir Ayşe, Halide Edip, Binbaşı Ayşe, Gördesli Makbule, Nene Hatun belleklerimizde. Erkeklerimizden; Hasan Tahsin, Demirci Mehmet Efe, Tekeli İsmail Efe, İzmirli İsmail Efe, Gökçen Efe, Parnaksızın Hasan Efe, Sancaktar Ali Efe, Yörük Ali Efe, İbrahim Ethem Bey, Sütçü İmam, Şahin Bey, Karayılan Efe hiç unutulmadı. Komutanlarımız; İsmet İnönü, Nurettin Paşa, Behiç Erkin, Reşat Çiğiltepe, Yakup Şevki Paşa, Fevzi Çakmak, Şükrü Naili Gökberk, Fahrettin Altay, Kazım Fikri Özalp, Refet Bele, Rauf Orbay, Kazım İnanç, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Salih Bozok, ulusal Kurtuluş Savaşımızın simgeleşmiş isimleriydi, unutulmayacaklar.
Ve elbette ezeli ve ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürüyoruz. Bu yol öyle aydınlık ki. Ne Anzavurlar, Çerkez Ethemler, Ali Kemaller karartamadı. Şimdi bu yapılanlar ömürlerini vatan ve özgürlük uğruna harcamış bu yiğitlerimizin aziz hatıralarını gölgelemez mi?
Bakın yazarımız Tarık Buğra, Küçük Ağa adlı Kurtuluş Savaşımızı anlatan romanında ne söylüyor; “Kuvayı Milliye düşmana karşı hazırlanıyor, eşkıyaları tepelemeğe çalışıyor, tepeliyordu da. “
Emperyalizme karşı verdiğimiz bu onurlu halk savaşının kazananı biz olduk. Böylelikle var olduk. Bunu bilmeyen, görmeyen yok. Görmezden gelen, görmemek isteyenler bırakın artık. Necmettin Halil Onan’a kulak verin;
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.


oncelikle anti-emperyalist kurtuluş savaşında can vermiş asker ve sivil tüm şehitlerimizi saygıyla bir kez daha analım.. burada önemli bir not düşmek gerekiyor; kendisi gerici yobaz ve mandacı olan İskilipli Atıf hocanın bir torunu var ; Sosyolog Dr İsmail Beşikçi.. kendisi sosyalisttir ve Türk aydınının yüz akıdır.. 1973 ylında yazdığı Doğu Anadolunun Düzeni adlı kitabında kürtlerin sosyolojik geçmişi ve feodal toprak ağalığı düzenini tüm çıplaklığıyla göz önüne sermiştir.. Bu yüzden başna gelmeyen kalmamış ve hayatının toplam 17 yılını cezaevinde geçirmiştir..2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi tarafından fahri doktora verilmiştir.. halen 82 yaşında ve sosyolojik araştırmalarını sürdürmektedir.. burada ilginç olan ` bir diyalektik yasa olan – zıtların birliği yasasının tezahür etmesıdır.. bir gerici dededen bir sosyalist aydının doğmuş olması…