
CHP İzmir’in etkin ve önemli isimlerinden Tacettin Bayır, kongreler sürecinde herkesin iktidar hedefiyle hareket etmesi gerektiğini ifade ederek, “Kariyer planlaması yapmaktan vazgeçmeliyiz” dedi.
Tacettin Bayır, iki dönemdir İzmir Milletvekili olarak siyaset sahnesinde yer alıyor. 40 yıla yakın bir süredir CHP’de çeşitli görevlerde yer aldı. 2011 genel seçimleri arifesinde atamayla il başkanı oldu. Kritik dönemlerde il başkanlığı yapan Bayır, kongre sürecinde mevcut il başkanı Deniz Yücel’e ve muhtemel adaylara önerilerde bulundu. Bayır, “7/24 telefonunuz açık olmalı” dedi. Bayır, genel merkez adayı söylemimin doğru ve gerçek olmadığını söyleyerek, “Partimizin genel başkanının İzmir gibi bir yerde, demokrasinin kalesi bir yerde, ‘Benim adayım bu’ demesi gibi bir lüksü olabilir mi? Ya kaybederse? O zaman Kılıçdaroğlu mu kaybetmiş olacak?” diye konuştu.
Mazlum VESEK
Siz il başkanıyken “Kalpaklı Atatürkçüler” ifadesini sık sık kullanırdınız. Neredeyse 100 yıl geçmişi olan CHP’nin ille de Kurtuluş Savaşı dönemine atıfta bulunmanızın nedeni nedir?
Kuvayı Milliye hareketinin ve ardından yapılan ekonomik ve siyasi hamlelerin o dönemin Kalpaklı Atatürkçüleri tarafından yapıldı. Atatürk’e inananlar tarafından yapıldı. Kaldı ki Mustafa Kemal, şu Kürt’tür, Türk’tür, şunu yanıma alayım; şunu almayayım gibi bir tutum sergilememiştir. Hiçbir kesimi dışlamamış. O günkü noktadan bugün çok uzaktayız. O gün bunu başarıp emperyalizmi dize getiren bir anlayış var. Verdikleri mücadeleye bakın, inanılmaz bir şey. Bunun adı vatanseverlik. İnsana insan olarak bakmak. Kimseyi kimliğinden dolayı yargılamadan verilen bir mücadele var. Onun için Kalpaklı Atatürkçüler ifadesini kullanırım.
Kongre sürecinden geçiyoruz. Sizi divan başkanlıklarında sık görüyoruz. Öncelikle size bu ilginin nedeni nedir?
Ben hiçbir mahalle delege seçimine müdahil olmadım. Birleştirici ve bütünleştirici bir tarzım var. Ben ortak liste ve çarşaf listeyle seçime girmenin partiyi bölmeyeceğini düşünüyorum. Çarşaf liste bütünleştirir; blok liste ayrıştırır. Çünkü, blok listeyle kaybeden parti bana görev vermedi gibi algılıyor. Bu nedenle partiden uzaklaşıyor. Divan başkanlığı meselesine gelince…Karabağlar zaten işyerim var. Benim üzerimde uzlaşıldı. Konak’ta önce farklı isimler tartışıldı. Anlaşma sağlayamamışlar. Bunun üzerine genel merkez başka bir ilden bir milletvekili görevlendiriyor. Adamcağız apar topar geliyor. Sonra adaylardan biri kabul etmedi. Olacaksa İzmir milletvekili olsun diyor. İsimler masaya yatırılıyor ve benim üzerimde mutabık kalınıyor. Tabii ki ben de başka bir ilin milletvekilinin de olduğu bir ortamda divan başkanlığına aday olmamın doğru olmayacağını söyledim. Arkadaşımızı kırmamamız gerekiyor. Uygun bir şekilde sorunu çözdük. Tabii divan başkanı olarak tercih edilmem de benim için ayrıca bir değer.
Mevcut il başkanına önerileriniz nelerdir? Geçmişte il başkanlığı yapmış bir siyasetçi olarak, sizce kongre sürecini nasıl yürütmeli?
Aday olmayı kafaya koymuş arkadaşlara öncelikle şunu söyleyeyim. İl başkanlığının ağırlığının farkında olsunlar. 7/24 itfaiye eri gibi çalışma ister. 7/24 telefonlarınız açık olacak. İzmir’deki STK’lerle, medyayla ilişkilerinizde telefonlarınız her zaman açık olacak. Eğer bir toplantıda açamıyorsa. Toplantı sonrasında mutlaka telefonlara döneceksin. Bu çok önemli bir şey. Eğer, bir il başkanı burada bunu yapamıyorsa, mesaisi buna müsait değilse, ekonomisi müsait değilse başarılı olmaz. Çünkü bunun bir maaşı yok. Ya cebinden harcayacak ya da imece usulü olacak. Bizim o borcu kapatmamız da imece usulü olmuştu. Bunun yanı sıra bir il başkanı insanlara dokunmayı bilecek. İnsanları küçümsemeyecek. Paralıydı, parasızdı. Eğitimliydi, eğitimsizdi. Hepsine eşit davranacak. Ayrım yapmayacak. Ayrıca parti tüzüğünü uygulayacak. Kendi kariyer planlamaları için bazı şeylere göz yummayacak. Delege seçimleri geride kaldı; ama ileriki dönemler için söylüyorum, bütün mahallelere seçim sandığı kurulacak. Hiçbir partili, benim mahallemde seçim yapılmadı, demeyecek. İl başkanı bunu dedirtmeyecek. İddia ediyorum, benim il başkanlığımda kurulamaz denilen yerlere sandık kurdum. Hiçbir baskıya müsaade etmedim, hatta belediye başkanlarının da baskısına müsaade etmedim. Bazı ilçe başkanlarının ayak oyunlarını bozdum. Bu arada delege seçimlerini hiçbir zaman doğru bulmadım. Çünkü delege seçimleri ilk başta mahallede partiyi yaralamaya başlıyor. Kurultaya gidene kadar partinin yüzde 70’i örgütten uzaklaşmış, yıpranmış ve kırgın olmuş oluyor.
Sizin tavsiyeniz ne?
Eğitilmiş, denetlenen, aidatını ödeyen üyeleri tamamını seçime dahil etmek. Aslında bunun denetimi çok kolay. Ben bunu genel başkana sundum. Biz bunu eninde sonunda yapacağız. Parti kimlik kartlarını barkotlu yapmaktan başlayabiliriz, dedim. Neden barkot? Şunun için: Bir etkinlik olacak, partili dediğimiz üyelerin yüzde 1’ini alana indiremiyorsunuz. Bunun örneklerini il başkanlığımda yaşadım. Günlerce yaptığımız duyurulara rağmen 300-400 kişiyle sahaya indiğimiz oldu. Sadece seçilmişler gelse bu kadar eder. Bunun sorgulanması gerek. Barkotlu olunca salondaki etkinliğe gelen üye kimliğini gösterecek. Ben bir üyemin parti etkinliklerine ne kadar geldiğini bileceğim. Bunun hemen bilgisayara düşeceği bir sistem kurmamız lazım. Aktif üyelerin, tabii eğitimli, liyakat sahibi olan, örgüte dokunmuş kişilerin kongre sürecinde yer alması gerekir.
Peki, “Genel merkezin adayı” ifadesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben öyle bir şey olduğunu düşünmüyorum. Özellikle mevcut il başkanımız genel başkanın adayı olarak lanse ediliyor…
Yani bu ifadeler genel başkana rağmen mi çıkıyor?
Ben her zaman söylüyorum bizim başımıza ne geliyorsa kendi içimizden geliyor. Rakibimiz AKP ya da başka bir parti değil. Bizim rakibimiz yine biziz. Kendi siyasi kariyer planlamasını yapan bazı seçilmiş arkadaşlarımız, bazı milletvekillerimiz, bazı genel başkan yardımcılarımız, o arkadaş olursa siyaseten bir tık üste zıplarım, diye bunu yayıyorlar. Partimizin genel başkanının İzmir gibi bir yerde, demokrasinin kalesi bir yerde, “Benim adayım bu” demesi gibi bir lüksü olabilir mi? Ya kaybederse? O zaman Kılıçdaroğlu mu kaybetmiş olacak? Akılla mantıkla uygun değil. Ama bazı arkadaşlarımız “İşte bize söyledi” diyor. İyi de bu da senin genel başkana soruş biçiminle ilgili. Sen sorarken, “Biz mevcut il başkanımızla devam edelim mi?” diye sorarsan alacağın cevap başka olur. “Biz, bu işi daha iyi yapacak bir arkadaş bulduk. Sizce böyle bir yarış olsun mu?” dediğinde alacağın cevap başka olur. Ben diğer aday adayı olacak ya da aday olacak arkadaşlara haksızlık olmaması adına, henüz il delegeleri belli olmadan, ilçe kongreleri yapılmadan böyle bir şeyin yaygınlaştırılmasını doğru bulmuyorum. Eğer bu yapılacaktıysa, delege seçimlerini neden yaptık? İnsanları neden birbirine kırdırdık. O zaman genel merkeze yetki verelim. Hiç delege seçimi olmasın. İlçe kongresi de olmasın. Genel merkez atasın birilerini.
Peki bir genel başkan, “Bu benim mesai arkadaşım olacak. Bu kişiyi istiyorum” diyemez mi? Kaldı ki büyükşehir belediye başkan adaylarının seçimi konusunda Sayın Kılıçdaroğlu’nun inisiyatif kullandığını biliyoruz…
Şimdi beş yıllığına seçilecek belediye başkanları konusunda tabii genel başkan bir tercihte bulunabilir. Kaldı ki o tercihler için de başkasından yani bizlerden bilgi aldı. Ben Adana’da bizzat araştırma yaptım. Başka arkadaşlar Zeydan (Karalar) beyin adını vermedi. Ama benim elimdeki araştırmada bu sonuç çıktı.
Bir il başkanıyla ilgili genel başkana böyle bilgiler gidemez mi?
Bakın, biz matematik biliyoruz. Evet, ben de İzmir’de başarılı olmak istiyorum. Başarı dediğiniz zaman 30 ilçe alınırsa başarıdır. Ki bu daha önce başarıldı da. Kaldı ki bu sefer hiç de bir başarı söz konusu değil. Biz bu seçime bir ittifakla gittik. Dikkatinizi çekerim. İYİ Parti, Saadet Partisi ve HDP faktörünü göz ardı etmemek lazım. CHP’nin Sayın Kocaoğlu’yla geçen seçimde aldığı oyuna bakalım bir de bugün bu ittifaktan gelen oya bakalım! Ben seçime girmeden önce bana sorulduğunda, “Yüzde 65’in aşağısı başarısızlıktır” demiştim. Hangi mantıkla söyledim bunu. Diğer partilerin oyları toplamıyla vardığımız sonuç budur. Şimdi ise yüzde 58…Evet, biz seçimi kazandık, bu doğrudur. Ama abartarak, “Rekor bir oy aldık” dersen bu olmaz. Bu abartmaktır.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İlk defa CHP’yi iktidara yakın görüyorum. Elimizi uzatsak alacağız. Peki ne yapmalıyız? İlçe kongrelerinde de bunu anlatıyorum. Bize oy veren AKP ve MHP oylarını nasıl alabiliriz, bunu düşünmeliyiz. Bu partilerin liderlerine laf söyleyerek insanları ikna edemeyiz. Dolayısıyla bir üslup değişikliğine gitmemiz lazım. Arkadaşlarımızın siyasi kariyer planlaması yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor. CHP iktidar olsun, ben sıradan bir vatandaş olmaya hazırım. Herkesin de bu sorumlulukla hareket etmesi lazım.

