Voltaire’e ait olduğu yaygın olarak söylenen ve pek çok yazıda kullanılan ama bazılarının böyle bir sözü Voltaire’in söylemediği, bunun 1906’da onun biyografisini yazan EvelynBeatriceHall’un yakıştırması olduğu öne sürülen bir söz var: “Düşüncelerinizin hiçbirine katılmıyorum ama onları özgürce dile getirebilmeniz için canımı bile verebilirim.”
Voltaire’e ait olsun olmasın bu sözün, “düşüncelerini özgürce ifade edebilme” bağlamında çok önemli olduğunu düşünüyorum.
“Düşünce özgürlüğü” değil; o, zaten doğanın insanlığa ve belli oranlarda da olsa kimi canlı türlerine hediyesidir; “düşüncesini özgürce ifade edebilme” özgürlüğü; savunulması gereken budur.
Bir ülkedeki demokrasinin gelişmişlik düzeyinin turnusol kâğıdı; bireylerin, kitle örgütlerinin, sendikaların, siyasal örgütlenmelerin düşüncelerini özgürce dile getirerek var olması konusunda yasaların ve uygulamaların tutumudur.
Elbette özgürlükler hiçbir yerde, hiçbir toplumda sınırsız olamaz. Bir kişinin özgürlüğünün sınırı, başkalarının özgürlüğünün başladığı yere kadardır. Bu, doğru. Ancak burada sorun eylemsel düzeydedir. Yani ben başkasının canını alma, kazancına ya da malına zorla el koyma, kişiyi zorla çalıştırma, kişiye bedensel ya da ruhsal taciz-tecavüzlerde bulunma vb. haklara sahip değilim, olmamalıyım. Ancak benim, mevcut siyasal, ekonomik sistemi eleştirme, daha başka bir sistemi önerme, bunu korkusuzca dile getirme hakkım olmalı ve bu hak hiçbir biçimde engellenmemelidir.
Düşüncelerin üzerinde eylemli baskılar, yasal engel ve yasaklamalar somut olarak söylersek esasta “siyasal” içeriklidir. İstisnaları olsa da düşünceyi ifade etme üzerindeki bütün düşmanlıkların altında egemen güçlerin kendi egemenliklerine yönelik akıl yürütmelerin engellenmesi amacı yatar.
Düşünceyi özgürce ifade edebilme hakkının sınırları genellikle, egemen güçlerin yığınları kolayca aldatabildiği ve mali-siyasi büyük krizler yaşamadığı dönemler ile krizlerin derinleştiği, yönetenlerin yığınlardan gözle görülür biçimde koptuğu, halkın yeni arayışlar, farklı çözümler aradığı dönemlerde farklılaşır. Olağan dönemlerde “tehlikeli bulunmayan” sadece “çaktırmadan takip edilen” ve “bir kenara yazılan” düşünceler ile o düşünceleri savunanlar olağanüstü dönemlerde “ülkenin, ulusun bütünlüğünü tehdit eden” nifak tohumları olarak gösterilir. Yasalar yeniden yazılır, uygulamalar daha ödünsüz hâle getirilir. Halkın bilincine yoğun bir medya saldırısı gerçekleştirilerek korku, biat, kafa karışıklığı, bıkkınlık, teslimiyet, güce tapınma, ispiyonculuk gibi bütün sonuçlarıyla yığınların var olan ve olası tepkileri sindirilmeye çalışılır.
Böylesi dönemler, gerçek aydınlarla çakmaları arasındaki farkları belirginleştirir. Aydın, aydınlık günlerin bugünden habercisidir. Bilinci en duru, yüreği en temiz insandır aydın. Düşüncelerini her koşulda dile getirirken farklı düşüncelerin de doğru olabileceğini öngören; yaşamın kendisinden, süreçlerden, gördüğü, algıladığı, farkına vardığı her şeyden ve herkesten öğrenebileceği bir şeyler olduğunun bilincindeki insandır. O ünlü sözde belirtildiği gibi ““Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar.” Yani “Gerçeğin pırıltısı düşüncelerin çarpışmasından doğar.”
Ve farklı görüşlere tahammülsüz olan kişi siyasal anlamda siyasal iktidarını zulümle sürdürmek isteyen, kişisel anlamda ise kendi görüşlerine güvenmeyen ya da kendi görüşlerinin çürük olduğunu bilen kişidir.
20.09.2019
H. Ergün URGAN

