Recep Çöl, İzmir’in sayılı sosyal güvenlik uzmanlarından. Bunu yanı sıra sporcu bir kimliği de var. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Narin” adlı şiir kitabıyla da okuyucunun karşısına çıktı.
Şair Recep Çöl, şiirin bir ilham meselesinden çok, dünyayı kavrayış biçimi ve kişinin beslendiği kültürel kaynağı dolaşıma sokması olduğunu söyledi. Çöl, şiirin kendisi için bir hayat biçimi olduğunu ifade ederek, her edebiyatçının önünde el pençe divan olduğu bir aşk olduğunu ifade ediyor. Çöl, Ahmed Arif’in Leyla Erbil’e yazdığı mektupların bunun en çarpıcı örneği olduğunu kaydederek, “Bence dönüp o mektupları herkesin okumasında fayda var. İşte Narin, benim de geleceğe yazdığım bir mektuptur”
- Sayın Çöl, siz sosyal güvenlik uzmanısınız. Bununla birlikte sanat ve edebiyatla iç içe bir insansınız. Edebiyatın sizin için ne ifade ettiğini bize anlatır mısınız?
Sevgili Mazlum kardeş, yaşamımda sadece sosyal güvenlik ve şiir yok. Tamı tamına 44 yıldır tekvando sporu yapıyorum. Bu dalda müsabakalar ve hakemlik yaptım. Ayrıca, antrenörlük dönemimde, bir çok genci kötü alışkanlıklarından kurtarıp, spor yapmasını sağlamak için çeşitli kendi imkanlarım ölçüsünde katkılarda bulundum. Halen siyah kuşak 5’inci “dan” seviyesindeyim. Ayrıca yakın geçmişte sendika genel merkez yöneticiliği ve çeşitli demokratik kitle örgütlerinde yöneticilik yaptım. Sayın Vesek’ yanıtımı tamamlamayı bir örnekle özetlemek isterim. Varsayalım ki; sevgilinize, onu çok sevdiğinizi bir iltifat marifetiyle söylemek istiyorsunuz. Şayet, kurduğunuz cümlelerinizin içine edebiyatı misafir etmemişseniz, iltifatınızın zinhar bir kıymet-i harbiye taşımadığı gibi aşkınızı bir tık yukarı çekme şansınız da oldukça zayıftır.
- Elimizde ilk şiir kitabınız “Narin” var. Bu kitabın serüveni hakkında bize neler söylemek istersiniz?
Sayın Vesek, şiirle iç içe olduğumu anlatmak adına çarpıcı bir yığın argüman devreye elbette ki sokulabilir. Bu aşamada yanıtım klasik olacak; şiir benim için bir yaşam biçimidir. İyi bir sinema seyircisi ve izlediğim filmi bütün zerrelerine kadar özümsemeye çalışan bir yanım var. Bilgisayar ortamında; Yönetmen Ümit Efekan, senaryosunu Bekir Yıldız ve Haşmet Zeybek’in yazdığı, başrollerinin Kadir İnanır ile Nilgün Akçaoğlu’nun paylaştığı “Darbe” isimli filmini izlerken, başkarakter Narin ile erkek karakter arasında geçen bir diyalogda, “ilk işaret fişeğiyle yüreğimin tabutunu kıran Narin” repliği beni inanılmaz etkilemişti. İşte bu, NARİN’nin doğuşu için yetti de arttı bile. Sevgili Mazlum kardeş, zaten her edebiyatçının önünde el pençe divan olduğu bir aşk yok mudur? Eğer yoksa o şair derhal intihar etsin bence. Büyük ozan Ahmed Arif eğer Leyla (Erbil) hanıma aşık olmasaydı, şiir yazmak bir yana, uğradığı onca zulme katlanabilir miydi? Bence dönüp o mektupları herkesin okumasında fayda var. İşte Narin, benim de geleceğe yazdığım bir mektuptur.
- Kitabın kapağı ilk elden bize hüzün veriyor. Fondaki kadın işçiler ise bu duyguyu dengeliyor. Narin şiirini soracağım; ama önce kapağı hazırlayan sanatçıyla nasıl bir işbirliği içinde oldunuz, anlatır mısınız?
Bu vesileyle sevgili Kader Polat’ a kapak ile ilgili düşümü resmettiği için bir kez daha teşekkür etme fırsatım doğdu. Ben kapak ile ilgili hayalimi Kader hanıma anlattım ve Kader’in hünerli elleri ve o müthiş zekasıyla birleşerek, hayalime ruh verdi. İşin özeti budur.
- Evet, şimdi sorabilirim: Neden Narin ve Narin’in oluşum süreci…
Sevgili Vesek, Narin’nin ete kemiğe bürünmesini yukarda genel olarak ve ihtiyaca cevap verecek şekilde yanıtladığımı düşünmekteyim. Bu nedenle, sorunuza yeterlilik vermekte yarar var düşüncesindeyim. İkinci kısmına gelince: Narin’nin oluşum süreci edebiyata olan ilgimin farkına vardığım yıllara kadar uzanır. Bu tarih 1976-77 yıllarında içimde uç vermeye, filizlenmeye ve hatta gövdelenmeye başladı. Benden 25-30 sene kadar fazla yaş almış şair yazar Hamdi Şahin’nin genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Kırkdilim” isimli dergide kısa öykü ve şiirler yazardım. Üzerinde yaşadığımız toprakların, şiirin lezzetine çok ihtiyacı var. Muhtaç olduğumuz bu lezzet olmazsa, aşkın damakları nice olur?
-Siz aktif olarak sosyal medyayı da kullanıyorsunuz. Şiir, sosyal medyada çok yaygın. Hem şairlerin hem şiir sevenlerin sosyal medya ortamındaki şiir buluşmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüzde sosyal medya çok etkin bir iletişime gücüne sahip. Bu muazzam güç doğru kullanıldığı zaman, muhteşem güzellikte ve faydalı olma noktasında hatırı sayılır sonuçlar ortaya çıkıyor. Örnekler: Kadın cinayetlerine karşı duyarlılığın yükselmesi büyük ölçüde sosyal medya sayesinde oluştu. Bu ülkede yaşayan birçok insanın hafızasının aşina olduğunu tahmin ettiğim, Öykü Arin’e donör bulunabilmesi sürecinde en etkin iletişim ve dayanışma ağının oluşması yine sosyal medya sayesiyle oluştu. Saymakla bitmeyecek örnekleri vardır. Olumsuz yanlarını da yazmakla bitmez. Bir örnekle yetinmek isterim ona da, şiir hırsızlığı denilebilir.
- Şiirlerinizde ağırlıklı toplumcu bir perspektife rastlıyoruz. Tabii soyut imgeler de yoğunlukta. Toplumsal meselelerin şiiri yorgun kılacağı endişesini hiç taşıdınız mı?
İşte bu sorunuza yüzlerce sayfa yazarak yanıt vermek isterdim. Ama okuyucuları yormamak hassasiyetinden hareketle, hani denilir ya “bana ilham geldi şiir yazdım” işte bu iş hiç de böyle değil! Sınıfsal perspektifi ve duygu şerbetini kıvamında ayarlayabilmek noktasında, başta insan olmak üzere bütün canlıların anatomisine dair söyleyebileceğiniz bir sözünüzün olması için; tıp bilimi dahil, sosyoloji, coğrafya, farklı kültürleri araştırmaya ek olarak, her konu ile ilgili tarihi bilgi birikimi ile şairin kendini donanımlı hale getirmesi halinde, okuyucuyu kazanması mümkün olabilir kanısındayım. Yani şiir, ilhamdan öte insanın dünyayı kavrayış biçimi ve kültürel kaynaklarını dolaşıma sokmasıdır.
- Recep Çöl bundan sonra ne yapacak? Şiire devam mı?
Bundan sonra elbette şiir yazacağım. Ama kitap çıkarmayı düşünmüyorum. Ama ileride bir roman çalışmasıyla okuyucu karşısına çıkmayı düşünüyorum.
- Yazacağınız roman hakkında ipucu almamız mümkün mü?
2020 senesinin 1 Ocak’ında klavye başı yapacağım. Romanın hikayesi, sosyal güvenlik alanında tanık olduğum, hata benim etrafımda gelişen müthiş bir konu. Umarım başarabilirim.
KUTU
DERVİŞ MİSALİ
Unuttum kendimi,
törensiz geçen
ömrümün tünelinde .
Gözlerim,
baba ocağında
sefil bir bekçidir.
Gönlüm,
gönlünü
gümüş tepside değil,
gönül sofrasında ister.
Hudutlar boyu dolaştım,
derviş misali.
Gazel sarısı bıyıklarım,
Ve bulut grisi sakallarım
şahittir
senin için,
ilk yudumda bembeyaz olduğumu.

