Mazlum Vesek
12 Eylül’de aramızdan ayrılan Yeşilçam’ın usta oyuncusu Süleyman Turan, 83 yaşında aramızdan ayrıldı. Bir yıl önce Adana Film Festivali’nde kendisine “Yaşam Boyu Onur Ödülü” verilmişti ve Yazar-Yönetmen Rıza Kıraç da “Süleyman Turan-Mahcup Adamın İntikamı” adıyla bir kitap hazırlamıştı. Festivalin açılış gecesinde Süleyman Turan’la aynı masada oturmuş yer yer sohbet etme şansı da bulmuştum. Festivalin koşturmacası içinde Rıza Kıraç’la kitabını konuşma şansım olmamıştı. Şimdi Süleyman Turan’ın anısına ben Kıraç’a sordum, o cevapladı.
–Sayın Kıraç, 2018 yılında 25’inci Adana Film Festivali’nde Süleyman Turan’a Yaşam Boyu Onur Ödülü verildi. Siz de , “Süleyman Turan- Mahcup Adamın İntikamı” kitabıyla festivale katkıda bulunmuştunuz. Aradan bir yıl geçti ve Süleyman Turan aramızdan ayrıldı. Festivalde kendisiyle görüştünüz mü? Kitapla ilgili size bir şey söyledi mi?
-Festival kitabını hazırlarken Süleyman Turan’la sık sık görüştüm. İlk buluşmamızı bir akşam üstüKadıköy’de yapmıştık. Bir barın sokağa atılmış masalarından birine oturduk, uzun yıllardır birbirimizi tanıyor gibiydik, tanışıyorduk ama hiç uzun sohbet etme şansımız olmamıştı. O gün Süleyman Bey’le yaklaşık dört saat konuştuk. Sonrasındaki buluşmamızda evinde çalışmaya devam ettik. Sadece sinema değil hayata dair hemen her şeyi konuştuk. Festival sırasında da görüştük elbette; ama İstanbul’a döndükten sonra Fenerbahçe’de kendisini birkaç kez ziyaret ettim. En son Nisan ayında görüşmüştük, kitaptan memnundu kendisi; ama ben memnun değildim. Çünkü baskıya hazırlayan şirketin acemiliğinden dolayı tashihler ve bazı grafik sorunlar vardı. Bunu kendisine söyledim. Çok önemsemedi, belki de benim üzülmemi istemedi. Onun için önemli olan şey kimsenin kırılmamasıydı. Böyle düşünceli, zarif bir adamdı.
– Sinemamızın Yeşilçam döneminde Süleyman Turan hangi yönüyle ön plana çıktı ve onun sinemamız için özel kılan yanı nedir?
– Yeşilçam’ın yapısı gereği rüzgar nereden esiyorsa oraya uygun filmler üretildiği için özellikle Süleyman Turan gibi oyuncuların çok fazla film seçme şansı olmuyordu. Ancak, Süleyman Bey’in bir özelliği vardı: istemediği yapımlarda oynamıyordu. Örneğin kötü karakterleri canlandırmak istemediğini söylüyordu ve gerçekten de Yeşilçam dönemindeki filmlerin hiçbirinde kötü bir karakteri canlandırmamıştır. Oynadığı filmlerde ara tonlarda karakterler ya da tipler vardır amasalt kötü bir karaktere rastlamadım. İzleyicinin kendisinin kötü bir insan olarak görmesiniistemiyordu. Bunu kendisi de söyledi zaten, belki de bu yüzden Süleyman Turan’a jönün yaverikarekteri/tipi çok yakışıyordu. Kendisine teklif edilen bazı başrolleri geri çevirdiğini de biliyoruz, yani birçok oyuncunun aksine o hiçbir zaman öne çıkmak istememiş, daha çok mütevazi bir karakter oyuncusu olarak kalmayı tercih etmişti.
–Sinemamızda “star” olmayan oyuncularla ilgili araştırma yapmanın zor olduğunu düşünenlerdenim. Süleyman Turan’ı çalışırken yaşadığınız bir zorluk oldu mu?
-Süleyman Turan hakkında çok derin bir araştırma yapma ihtiyacı duymadım, ne yapıp ne yapmadığını az çok biliyordum. Bir de önümüzde çok uzun bir zaman yoktu, sadece iki buçuk ayda kitabı hazırlamak zorundaydım. Kendisiyle konuşma şansını elde etmem işimi kolaylaştırdı. Ancak, aynı zamanda Cüneyt Arkın ve Muhterem Nur’la ilgili de kitap hazırlıyordum ve ikisiyle de rahatsızlıklarından dolayı yüz yüze görüşemedim. Cüneyt Arkın o tarihlerde zaten hastanedeydi. Bu üç kitabın hazırlığında yaşadığım en büyük zorluk görsel malzemeye ulaşmaktı. Süleyman Bey’in kendine ait iyi- kötü bir arşivi vardı. Ama yine de sevgili Ağah Özgüç’ün yardımı olmadan görsel malzeme zayıf kalacaktı. Kendisinden bu konuda destek talep ettim, beni kırmadı yardımcı oldu. Fazlasıyla göz önünde olan insanlarla ilgili bir çalışma yaptığınızda önünüzde birçok magazin haberi oluyor, bir kısmı uydurma bir kısmı abartma; yazarken doğruyu yanlışı ayırt etmekte zorlanabiliyor insan; ama Süleyman Bey’le de konuşurken kendisine ilk söylediğim söz, Sizin izin verdiğiniz kadar özeliniz/mahreminiz kitaba dahil olacak. Öyle de oldu, Süleyman Turan adına yakışır bir anlatım yakaladık.
-1980 sonrasında Turan’ın rol aldığı film sayısında ciddi bir düşüş görülüyor. Sizin de kitaba eklediğiniz filmografide 1988’den 2007’ye kadar hiçbir filmde rol almadığı görülüyor. Sonrasında birkaç film söz konusu…Bu durumu neye bağlıyorsunuz?
-1980’li yıllarda Yeşilçam’da film sayısı çok azalıyor, Süleyman Turan bunu farkında olarak senaryo yazmaya başlıyor ve çizerliğe ağırlık veriyor. 1977 yılında Sevgili Dayım, 1982 yılında Baş Belası, 1983 yılında Dönme Dolap filmlerinin senaryosunu yazıyor. Bu senaryolar, Yeşilçam’ın içinde olmasına rağmen, Süleyman Turan’ın kendine has bir mizahı olduğunu da gösteriyor. Aslında Yeşilçam’da oyunculuğunun yanı sıra çizerliği birlikte götürüyor. Kitabın bir yerinde bahsini ediyor zaten, bir yandan sete gidiyor akşamları gazete için çizimler yapıyor, sabah erkenden yeniden sete gidiyor. Yeşilçam’ın zorlayıcı koşullarında tercih şansı olması için böyle bir çalışma yöntemi izliyor. Zaten bir süre sonra da tamamen kendini gazetede çizerliğine veriyor. Biliyorsunuz 1999 yılında Yılan Hikayesi dizisindeki Komiser Kemal rolüyle yeniden setlere dönüyor, bir süre sonra da tektük sinema filmlerinde rol almaya başlıyor. Yani Süleyan Turan hem Yeşilçam’ın içinde hem de dışında kendine hayat kurabilen ender oyunculardan.
-Turan, kitapta da anlattığınız üzere, çok yönlü bir insan. Çizerlik onun hayatında önemli bir yer tutuyor. Onun çizgileriyle ilgili neler söylemek istersiniz?
-Süleyman Turan bir çizgi ustası, uzun yıllar kendisinin yazdığı hikayeleri gazetelerde günlük tefrika ediyor. Genellikle bunlar romance yani aşk hikayeleri. Gazetelerde çizdiklerinin hiçbiri albüm haline gelmediği için bir hikayeyi baştan sona kadar okuma şansım olmadı. Orijinal çizimlerini gördüm, kitapta da kullandık, bir iki çizimini bana hediye etti. Şimdi bu çizimlerin orijinallerini bulup, albüm haline getirmek de çok zor. Bir yanıyla kendi döneminin son temsilcisi gibiydi. Artık gazetelerde onun çizdiği gibi günlük tefrika edilen çizgi romanlar da yok.
-Kitapta Yılmaz Güney’le olan dostluğuna ayrı bir başlık açmışsınız. Kendisiyle sohbet ettiğinizde kitapta okuduklarımızın dışında size aktardığı bir şey oldu mu? Belki şimdi anlatmak istersiniz…
– Kitapta yer alanların dışında bir şeyler anlattıysa bile kitaba girmediği için bunları söylemem doğru olmaz; ama böyle önemli bir şey de hatırlamıyorum. Genel olarak Yılmaz Güney’le Süleyman Turan arasında hayat izin verdiği ölçüde bir dostluk var ve birbirlerini kolluyorlar aslında. Yan yana geldiklerinde abi- kardeş gibi bir benzerlikleri de varmış, bu daha önce dikkatimi çekmemişti.
-Gelelim “Mahcup Adamın İntikamı” meselesine. Bu nitelemenin ardında ne var? Onu anlatır mısınız?
-Süleyman Bey tevazu sahibi hatta biraz mahcup bir mizaca sahip. Kendisi de bunun farkında olarak, oyuncu olduktan sonra bu mahcubiyetin intikamını aldım, diyordu. Daha ilk sohbetimizde bunu bir yere not almıştım. Kendisini daha yakından tanıyınca aslında hiç kimseye intikam duygusuyla yaklaşacak biri olmadığını anladım; ama Süleyman Bey zaten alegori yapmıştı. Hayattaki mahcubiyetini oyunculukla attığının, kişiliğinin olumlu yönde gelişmesini sağladığını söylemişti, bu yüzden daha gençliğinden itibaren oyunculuğun kendisine getirip/götürdüklerinin farkındaydı. Kitabın adının Mahcup Adamın İntikamı koyacağımı söylediğimde şöyle bir durdu, Emin misin?diye sordu. Ben de, Sizce sakıncası yoksa güzel bir isim olur, dedim. Sonra kendisinin de hoşuna gitti. Bu isimde karar kıldık.
Rıza Kıraç, Süleyman Turan- Mahcup Adamın İntikamı, Altın Koza Film Festivali Yayınları, 2018

