Mazlum VESEK – RÖPORTAJ

Araştırmacı Mehmet Emin Arıcı, Altın Koza’nın 50 yıl içindeki 26 defa yapılan film festivallerini bir sergiyle özetledi. Arıcı, bu serginin serüvenini anlattı…
Mehmet Emin Arıcı, genç bir arkeolog. Adana’da edebiyat ve sinema alanında önemli çalışmaların içinde yer alan bir araştırmacı. Altın Koza Film Festivali’nin 50’inci yılında 26 defa yapılan festivalle ilgili önemli bir sergiye imza attı. Adana’ya her gidişimde sohbetlerine dahil olduğum Arıcı’yla sergiyi ve yarım asırlık festivali konuştum. Arıcı, “Benim için Yılmaz Güney’in “Umut” filmi önemlidir. Adana kimliği için çok kıymetli. “Umut” gösterildiği ilk yıldan bugüne hep ilgiyle karşılanmıştır. Yılmaz Güney festivale hep damga vurmuştur. Benim için de onun filmleri çok önemli” dedi.
Evet, sevgili Emin. Çok emek verdiğin bir sergideyiz. İlk sözü sana vermek istiyorum. Söz sende?
Biliyorsun bu yıl 50’inci yılı; ama 26’ıncısı yapılıyor. Belli aralıklarla festival duraklıyor. Tabii biz o nostaljiye ve hafızaya sahip olmak adına 50’inci yılını kutluyoruz, dedik. Biz de o 50 yıl içerisinde yapılan festivallerden fotoğraflarla bir sergi hazırladık. Kronolojik bir sergi. 1969’daki ilk afişimizle, Fatma Girik’in ödül heykelini alırken ki fotoğrafından başlayıp, daha sonraki dönemlerde Yılmaz Güney’in festivale katılımıyla sanatçıların fotoğraflarından oluşan bir sergi. 1969’da Ziya Darendeli adında bir öğretmen sinema kulübü kuruyor, Adana’da. O sinema kulübü Adana Belediyesi’yle birlikte ve Türk Film Arşivi’yle beraber bir festival yapmaya başlıyorlar. Tabii bu birliktelik yer yer değişiyor. Festivalin 1973’ten sonra bir uyku dönemi oluyor. 19 yıl sürüyor bu. 1992’de yeniden yapılıyor. 1998 depreminden 2005 yılına kadar festival bir daha uyku sürecine giriyor. 2005’ten bu yana da aralıksız yapılıyor.
Sergiyi hazırlarken belge bulmakta bir sıkıntı çektin mi? Nasıl bir yol izledin?
Biz Adana Sinema Müzesi’ni de hazırladığımız için ve arkeoloji için okuduğum için her şeyi belgeledim. Hem müzede hem kendimde bir arşiv oluşturdum. Çünkü önemli bir festival yapıyoruz ve ben bu festival belirli yıllarında görev aldım. Bu çok tarihsel bir sorumluluk. Hem görev aldığım dönemleri hem ondan öncekileri araştırıp, ona göre araştırmalarda bulundum. Tabii ki zor. Biz üç yıl önce belediyeden çıkarıldık. Bizim Kız Lisesi’nde bir kütüphanemiz vardı, Adana Kent Kütüphanesi…Onu da ben hazırlamıştım. Gazete arşivi ve Mehmet Baltacı Müzesi vardı. Sinema Müzesi’ni yaparken Mehmet Baltacı Müzesi’ni oraya taşıdım; ama kütüphane ve gazete arşivini dağıtmışlar. Bu arada Altın Koza’nın bütün tarihçesi de yok olmuş. Bizim içinde olduğumuz, yani Menderes Samancılar, İsmail Timuçin’in de içinde olduğu ekip oluşturulunca, İsmail Timuçin beni çağırdı. Daha öncesinde de İsmail bey, festivalin yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı. Benim de çalışmamı ve festivalde görev almamı istedi. Ben de festivalin sergiler bölümünü yaptım. Tabii sergiler, çocuk filmleri ve engellilerle başladım. Sonrasında sosyal medya yönetimi, yazlık sinema işlerinden tutun da, paneller ve söyleşilere kadar geniş bir yelpazede festivalde görev aldım.
Adana’da bir Milli Kütüphane yok…
Evet, Adana’da bir Milli Kütüphane yok; ama biz Milli Kütüphanelerden aldığımız belgelerin, gazete arşivlerinin kopyalarını Adana Kent Kütüphanesi’nde hizmete sunduk. 2008 yılından yaklaşık 3 yıl öncesine kadar burayı koruyabildik. Hatta, şimdi Bilim ve Teknoloji Üniversitesi açıldı. Oranın müdürü, daha önce Milli Kütüphanede müdürdü. Burada Adana Kent Kitaplığı kurdu. En azından orda arşivi tutuyor. O bizim için iyi bir şey.
Sen bu sergiyi hazırlarken dünya kadar isimle karşılaşmışsındır. Jüri üyelerinden ödül alan isimlere varana kadar. Belki de ressamlar…bu isimlerle karşılaştığında en çok dikkatini çeken ne odu?
İlk festivaldeki o coşku benim için çok önemli. Şimdiki sanatçılarda o coşkuyu yeteri kadar göremiyorum. Fatma Girik’in o ödülü alırken heykelciği havaya kaldırdığı fotoğrafı vardır. O fotoğrafta gözyaşlarını tutamadığını görüyorsun. Gazete arşivlerinde de taramalar yaptım. Hatta o anın görüntüsü bile var. Onun ağlaması beni çok etkiledi. O ödülü aldıktan sonra üç sene üst üste ödül alıyor. Beşinci yılında Türkan Şoray alıyor. Yanılıyor olabilirim; ama bu yarış halini görmek çok hoştu.
Adana halkı o dönemde nasıl yaklaşıyormuş festivale. Sinemanın toplumsal etkisine dair ne söylemek istersin?
İkinci festivalde sanıyorum, Aliye Rona ve Yılmaz Duru’nun olduğu. Bir sanatçı daha var, şimdi onu hatırlamıyorum. Sevgi Korteji’nde bir fotoğrafları var. O fotoğrafı görmelisin. Halk sokağa çıkmış…Orada insanlar sokaklara dökülmüşler.
26 defa yapılan festivalle ilgili tabii seçici olmak zorunda kalmışsındır. Nasıl bir seçki yaptın?
Ben burada hoş enstantaneler seçmeye dikkat ettim. Örneğin 12’inci festivalde Hülya Koçyiğit’in Ekrem Bora’yla olan dansı. Çünkü o dönemde çok ilgi görmüş ve hatırda kalmış. Ödül alanları da aldım. İsterdim ki, her fotoğrafı kullanayım; ama sergi sınırları içinde bir seçki yaptım. Afişlere yer verdim. Altlarına küçük küçük bilgiler yazdım. Örneğin “Göç” temalı afiş…O dönemde Adnan Ateşok’un çizdiği tablo kullanılmış onu sergiledim. Bunlar önemli ayrıntılardı. Ben de insanların sıkılmadan gezebileceği bir sergi hazırlamaya çalıştım.
Peki basına nasıl yansımış?
Basın hep ilgi göstermiş. Biliyorsun, Adana sinema dünyasında hep belirleyici olmuş. Adana’da bir ilgi görürse diğer illere dağıtımı olurmuş. Basın da bunun dışında kalmamış. Gazetelerin bilgide de belirleyici olduğu bir zaman söz konusu tabii.
Yüzlerce filmin gösterildiği 26 yıl boyunca seni en çok etkileyen film hangisi oldu? Örneğin benim için “Kuyu” filmi dikkat çekicidir. O filmin ödül alması benim için şaşırtıcıdır…
Güzel bir soru… Benim için Yılmaz Güney’in “Umut” filmi önemlidir. Adana kimliği için çok kıymetli. “Umut” gösterildiği ilk yıldan bugüne hep ilgiyle karşılanmıştır. Yılmaz Güney festivale hep damga vurmuştur. Benim için de onun filmleri çok önemli.
Tabii, biliyorsun Yılmaz Güney birincilik, ikincilik, üçüncülük ve diğer ödüller dahil bütün ödülleri alıyor….Örneğin ilk jüride Kemal Tahir, Şevket Rado gibi isimler var….
Şimdi o yıllarda kimin ne görev aldığını tek tek not alıyorum. İlerideki festivallerde bu bilgiler sinema severlerin ilgisine sunacağız.
1998’deki kesintiden sonrası için ne söyleyebilirsin?
Açıkçası ikinci uyku evresinden sonra sinemamızda köklü değişimler söz konusu. Salonlara eskisi kadar insan doldurmak mümkün değildir, artık. İlk zamanlara göre çekilen film sayısı da daha az. İlgiyi canlı tutmak için konserler dahil ediliyor, örneğin. Yayıncılık alanında da bir şeyler yapılıyor. Bir şenlik havasında yürütülüyor. Tabii festivalin yapılması filmlere destek sağlıyor, bu da yeni filmlerin yapılması için bir imkan yaratıyor.
Afişler konusunda ne söylemek istersin?
14’üncü festivalde hem bir imaj afişi var hem de “Çocuk Hakları” konulu tematik bir afiş var. 14’üncüsünde (2007) Sinema Emekçileri Sendikası da festivale katkı koyuyor. Festivali’nde Daha önce 9’uncu festivalde söz ettiğim Adnan Ateşok’un göç tablosu farklı bir not olarak düşülebilir.
Festivalin kent kimliğine katkısı hakkında ne söylemek istersin?
Adının “Altın Koza” olması dahi bu kentin kimliğiyle ilgilidir. Festival 23’üncü yılında “Adana Konulu Senaryo” yarışması düzenliyor. Orhan Kemal, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Muzaffer İzgü bu festivalin içinde yer alıyor. Bu da kent kimliği açısında önemlidir, diyorum.

