CEHALET-KORKU-ŞAŞKINLIK-UTANÇ

Pazar Yazıları

Geçenlerde Gaziemir’de alevi bir vatandaşın evi işaretlenmiş.  Düşman üreterek varlığını sürdürmeye çalışmak ne kadar da zayıflatır insanı. Oysa dost edinerek yaşanmak güçlendirir.

Neler olabilirdi?

O zat, çala-fırça, çala-boya duvarların ırzına geçmeyebilirdi. Kapıyı çalıp “Merhaba, ben tanrı misafiriyim, içeri girebilir miyim?” Deseydi. Girseydi içeri, içseydi çayları. Dereden tepeden, havadan sudan sohbet edebilseydi. Hoşça kal derken evine davet edebilseydi, en azından bir dost kazanma ihtimali olurdu.

Ama o cehalet var ya; korkunun, korku var ya en bastırılmışından,  düşmanlığın kaynağı.

Düşmanlık zayıflıktır. Düşmanı olan uyuyamaz ipek gecelerin koynunda. Hep bir tedirginlik, hep bir korku…  Korkunun dışavurumu ise cesaret.

Büyülü Tiryanda…

Çocukluğumun köyde geçen bölümünün en renkli anları, İzmir’e yaptığımız yolculuklardı.  Yılda bir ya da bilemedin, iki kez giderdik İzmir’e. Kuşçuburun’ da yol kenarında sıralı servileri içimizden saymaya çalışırdık ilk olarak. Sonra Tiryanda (Ayrancılar) büyülü bir masal köyü gibi serilirdi yolumuza. Şeftali memleketiydi. Çiçekleri pembe pembe açan şeftali ağaçlarının dalları bile kışın pembe  görünürdü.

Tiryanda’nın ikinci önemi ise mola yeri olmasıydı. Tuhaf ama kırk beş kilometrelik yolda mola veriliyordu.  Tost-ayrana hücum. Sonra yola devam.

Kısık; camisiz köy.

Büyük heyecan şimdi başlıyordu. Kısık’a yaklaştıkça içimiz bir tuhaf oluyordu. Yol kenarındaki köyde cami yoktu. Otobüs geçerken yanından her bir noktasına dikkatlice bakıyorduk; merak ve korkuyla. Sanki her köşeden aleviler çıkacak ve otobüsümüzü paramparça edip bizi de yiyeceklerdi. Sonrası mı? Uydurduğumuz hayali savaş hikayelerimizdeki kahramanlıklarımız.

Mola yeri Kısık olsaydı bu saçmalıkların hiçbirinin olmayacağı da kesin bir gerçekti. Kısık mola yeri olamadı ama 12 Eylül faşist cuntası memlekette camisiz köy bırakmadı.

Büyüdük topçu olduk…

Gençliğimizde futbol okulları yoktu. Toprak semt sahaları okul işlevi görüyordu. Mahalle takımları, lokal takımları, büyük takımların gençleri, amatör takımlar yükselen merdivenin basamaklarıydı.

Ben de bir sene kadar İzmirspor’un lokal takımı olan Altınay’da kaptanlık yaptım. Hemen hemen hepimiz İzmir futbolunda söz sahibi olmuş, sonra da çeşitli nedenlerle Göztepe, Altay ve İzmirspor gibi takımların altyapılarından kopmuş gençlerdi. Solaçık Sinan, Santrafor Özgen (Akçagül), ortasaha Ersoy (Kubilay), sağbek Kazım, solbek Nihat, stoper Niyazi (Barutçu), libero ben ve kalede İbo; takımın iskeletini oluşturuyorduk. O günler için efsane bir kadroya sahipti.

İzmirspor’un lokal takımı :  Altınay

Altınay’ ın, Yağhaneler’ de bir lokali, lokalde futbolcuların ücretsiz oynayabildiği bir mini bilardo masası ve dünya iyisi bir başkanı vardı. Lokal takım olduğumuz için maçlarımızın takvimini çoğunlukla İzmirspor yapıyordu.

Bir gün başkan beni yanına çağırdı ve Bademler Köyü’nün futbol takımıyla maç bağlandığını söyledi. “Bende kalp var maç heyecanına dayanamıyorum, yardımcımda da yüksek tansiyon var. Takımı sen götüreceksin. Tüm sorumluluk sana ait olacak” dedi. Ve,ardından ekledi “Sakın galip gelmeyin,berabere bile kalmayın, en iyisi yenilin”. Sonra köy takımlarıyla maç yapmanın kurallarını öğretti bana.

Köyde futbolun kuralları..

40-45 yıl öncesi köy takımları arasında maçlar çok revaçtaydı. Davullu zurnalı karşılama ile başlar, misafir takımın yenilgisi ile sonuçlanırdı. Eğer aksi gibi bir olasılık belirirse ev sahibi takım, oyunu tekme tokata çevirirdi. Bu da yeterli olmazsa, meydan dayağı hazırdı.

Misafir takım birtakım önlemlerle hasarı en aza indirmeye çalışırdı. Bunlardan birincisi; ‘camiye kaç canını kurtar’dı. Cami bahçesine girebilen paçayı kurtardı. Sonra gelen hoca, muhtar gibi büyükler nasılsa dayaktan korurdu. İkincisi ise; ‘mal canın yongası’ kuralıydı. Futbolcu çıkardığı elbiselerini kolayca kapıp kaçabileceği bir şekilde paketleyip, sahanın otoyola bakan yanına bırakırdı. Baktı ki durum sakat, elbiseler kapar tabana kuvvet.

Bademlere doğru…

Otobüse bindik,aklımda kırk düşünce. “Aldık mı başımıza belayı? Öyle bir dayak yiyeceğiz ki yıllarca konuşulacak. Bir de Bademler alevi köyüymüş cami de yok, tek otoyola kalıyoruz. Koskoca adamlar yalanları kıvırıyorlar; yok kalbi varmış, yok tansiyonu varmış heyecanına gelemezmiş. Dayak yeme işin yıktılar üzerime…”

Muavin “Bademler’de inecekler” dedi. Otobüsten indik. Vay anam vay! Köy yola yakın da değil.

Davul zurnayla karşıladılar bizi. Dar bir toprak yoldan köye kadar yürüdük ama biz dönüşü düşünüyoruz . Acaba bu ağaçların yanında mı yiyeceğiz dayağı? Yoksa şu derenin yanında mı dayak atacaklar?  Bir de bunlar aleviymiş ellerinin ayarı yoktur.

Arkadaşları el altından uyarıyorum; gevşemeyin. Hep böyle dostlukla başlar.

Epeyce yürüdükten sonra köye vardık. Onlar ne kadar dostsa biz o kadar tedirgindik. Kahveye oturduk çaylar, oraletler arka araya geliyor.Hesabı ödemeye kalktım “Olur mu hiç? Siz misafirimizsiniz” dediler.

Hiçbir yerde göremeyeceğimiz kadar dostlukla karşılaşıyorduk.

Kanmayın arkadaşlar. Hep böyle dostlukla başlar. Belli etmeden yenilmeliyiz.

Sahaya geldik. Bir malzemecimiz vardı. Birinci (Ercüment Gülsu). Dudağından eksik etmediği sigarasıyla o kadar bütünleşmişti ki, artık ismi de sigarasının markası olmuştu. Yaşıt olmamıza rağmen yanımızda çocuk gibi görünüyordu. Sırf yenilelim diye onu santrafor yaptım. Çünkü kurtuluşumuzun tek yolu yenilmekti. Yenilgiyi garantiye almak gerekiyordu. 38 numara ayağına 41 numara krampon verdiğimiz Birinci kazara gol atma ihtimalimizi bile sıfıra indirecekti.

Maç başladı. Rakibimiz sıfır biz ise sıfırın altında oynuyoruz. Bir ara rakip oyunculardan biri sertlikler yapmaya başladı. Gıkımız bile çıkmıyor. Yüreklerimiz ağzımızda atıyor. Dayak biraz sonra başlayacak…

Başladı bile, bir Abi (alevilerin başkanı mı ne?)sahaya girdi. Biz korkudan, tam birbirimize sokuluyorduk  ki; “Ayıp değil mi? Spor dostluktur, kardeşliktir” gibi sözlerle sertlik yapanı oyundan çıkarıp yerine başkasın aldı.

Sahnede hain Birinci…

Bu arada Birinci başladı döktürmeye; ilk gölü attı. Yapma, etme dinlemiyor. Malzemeciliğinin hıncını çıkarıp, futbolunu sergiliyor. Hakkının yenildiğini kanıtlamak için sanki, bir tane daha atıyor. “Atma be öldürteceksin bizi.” Diyoruz, dinlemiyor.

İbo’ya “Gelen her topu içeri al” diyoruz. “gelen olsa alırım, ama gelen yok ki” diyor çaresizce. Maç kazasız, belasız ve kavgasız bitti. 3-0 galibiyet ölüm fermanımız gibi.  Cami yok, yol uzak… Birinci hariç, hepimizde korkunun mahzunluğu .  Birinci şerefsizi ayağına bir kere gelmiş olan zaferin tadını çıkarıyor.

Önce börek ayran, arkadan dayak  gelir..

Kahveye geldik ayranlar, börekler…  İbo “Bunlar bizi cılız gördü galiba, Önce besliyorlar sonra dövecekler” sözlerine güleceğiz ama korkudan nafile; dut yemiş bülbül gibiyiz.. Biz “Gidelim artık.” Dedikçe;” Oturun, ne aceleniz var. “ diyorlar.

Adamların dostluk gösterileri bir işkence halini aldı.  Ama; hep böyle dostlukla yürür, arkadan dayak gelir.

Şu dayağı yesek de kurtulsak modundayız…

Neyse gideceğiz,  kaktık. Onlar da kalktı. Sözde bizi uğurlayacaklar. Biz bu yalanları yer miyiz?  3-0’ın infazı köy dışında yolda olacak. Yolda bacaklarımız titriyor ama yorgunluktan değil, korkudan.

Otobüse bindik..

Otobüs geldi. Bindik. Dayak yememiştik. Neredeyse dayak yemediğimize üzülecek durumdaydık. Biraz sonra bilet ücretlerin toplayan muavin hizama geldi. Parayı vermeye davrandım.  “Sizin biletler ödendi.” Dedi.  Korkumuz, şaşkınlığa dönüştü. Bilet ücretlerimizi bile ödemişlerdi.

Bir çiçek bile götürmemiştik…

Kulüp lokalinde artan parayı Başkan’a iade ettiğimde O’da çok şaşırdı. Sora da “Çok utandım, biz gideren korkudan bir çiçek bile götürmedik. Adamların insanlığına bak. Bir de alevi derler.” Diye sürdürdü konuşmasını.

Ercü, birincisinden derin bir nefes çekerek “Ben bundan sonra aleviyim. Alevilerden korkunuz nasıl bir topçu olduğumu gösterdi” diyerek dalgasını geçerken,biz çok utanmıştık.

Gaziemir işaretçisi de cahil,

Gaziemir işaretçisi de korkuyor,

Gaziemir işaretçisi de şaşıracak,

Gaziemir işaretçisi de mutlaka utanacak.

 

 

 

 

 

CEHALET-KORKU-ŞAŞKINLIK-UTANÇ” için bir yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir