oturup bir kahve içsek gitmesen hemen
cam önü kanepemizde konuşsak başbaşa,dereden tepeden ne varsa
hiç bakmadığımız kadar baksak birbirimize
zaten herşey ayaküstü,ortalık dağınık gitme hemen
bak, yarım daha her şey
sen,ben,ötekiler
gitme…
geçenlerde ortanca diktik hatırlasana arka bahçeye
hani suluyorken onları,su sıçratmıştın üzerine
bir de arının teki gelip sokmadı mı elini, nasıl gülmüştük
biraz da acımıştı canın
gitme hemen…
gömleklerini,pantolonlarını yıkadım daha onları ütüleyeceğim
hala söylemedin, yarın pembe çizgiliyi mi, yoksa düz siyahımı giyeceğini
okunmuş gazeteleri toplayıp eskiciye verecektin hani
bir de banyonun bozulan musluğunu onaracaktın
şıp….şıp…..şıp damlıyor sabaha kadar
hem bir kaç gün sonra, o çok sevdiğimiz film oynayacak televizyonda
tavan arası leş gibi, söz vermiştin bir gün orayı toparlayacağına
ha…bir de yandaki komşularla okey rövanşımız var biliyorsun
en son yenmiştik O’nları kendi evlerinde
kurutulmuş kayısılardan komposto istemiştin unuttun mu
akşama bir de pilav yaparız yanına
gitme…
birlikte kalkalım yine,terlik bulma kavgası yapalım sabahın köründe
uyku sersemi ayaklarım dolansın,üstüne abanayım yalandan
esneyerek çay koyayım,sen bardakları hazırla
sonra albümlere göz atıp,yüzlerce kez aynı o komik fotoğrafına güleriz
hani bir ayağına yeşil,diğerine pembe çorap giydiğin
ağzının kenarlarına pasta bulaşan yılbaşı gecesi fotoğrafına
gitme…
gitme, yarım kalırız,yarım kalırım gitme
dağılır un ufak olurum ardından,dayanırmı bu acıya yüreğim
her şey sana bakıyorken, sen çekip gidiyorken
ben, seni böyle seviyorken. gitme…
buz gibi kuyulara itme beni, donarım bir başıma
kimse ısıtamaz üşüyen bedenimi
ıslak gözlerimden kimse öpmez bilirim, senin gibi
gitme…
her yan kara yılan,her yan yalan dolanken
ben…
içim kan ağlıyorken ve daha bir sürü şey yarımken
gitme…
o derin ve kapkara çukurda seni
(…)
gitme, hadi sonsuzluğa erteleyelim gitmeni
kal…
kal… n’olur gitme.
beyhan duran / 1998

