FELSEFE VE SİYASET İLİŞKİSİ ÜZERİNDEN ANADOLU’DA YENİ BİR AYDINLANMA HAREKETİ ÜZERİNE

Uğur Pişmanlık*

İnsanlık evrensel ölçekte iki ayrı dönemde aydınlanma yaşamıştır.

İlki, Antik Çağ aydınlanmasıdır. Günümüzden 2 bin 600 yıl önce Anadolulu filozof Thales ile başlayan ve kendisinden sonra gelen başta ardıları Anaksimandros, Anaksimenes ve kadın filozof Aspasia olmak üzere, Sokrates, Platon, Aristoteles, Anaksagoras, Epiktetos, Zenon, Herakletios, Demokritos, Epiktetos, Diogenes, Pisagor’a kadar çok sayıda filozof ve düşünürler, işte bu Antik Çağ Aydınlanmasını oluşturan belli başlı isimlerdir.

Antik Çağ aydınlanması denilen şey bir hareket olmaktan çok, farklı zamanlarda felsefeyi farklı yönlerden ele alan ve her birinin ortaya koydukları ile oluşan birikim ile bunların etkisini anlamak gerek.

İnsanlığın yaşadığı ikinci evrensel aydınlanma ise 18. yüzyılda Fransız devrimi ile ortaya çıkan büyük ve köklü toplumsal değişimdir.

Aydınlanma Çağı olarak anılan bu dönem, Antik Çağ felsefesinden de beslenerek şekillenmiştir.

Aydınlanma çağı, Volteire, Jean Jack Rousesu, Diderot gibi düşünürlerin aklı öne çıkaran görüşleriyle başlayan süreç, Kant, Hegel ve Marks gibi filozofların da katkısıyla köklü ekonomik, toplumsal ve siyasal değişimlere yol açmıştır.

Türkiye’de aydınlanma

Ulusal düzeyde aydınlanma ise Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiyesi ile cumhuriyetin kuruluşunun ardından başlayan çabalardır.

Cumhuriyet devrimleri olarak da adlandırılan ve kuruluşundan ancak 1950’lilere kadar süren ve kesintiye uğrayan yaklaşık 30 yıl içinde toplumsal yaşamın yeniden düzenlenmesini içeren, eğitim, sağlık, dil, medeni alanlar ile sosyal devlet anlayışı olma yönündeki reformlar, bizim aydınlanma dönemimizi oluşturmaktadır.

Türkiye’nin aydınlanma damarı

Türkiye’de bir aydınlanma damarı vardır. Bu topraklarda gerek cumhuriyetin atılımlarından gerekse Fransız devrimi ve 1917 Sovyet devriminden etkilenmiş ve beslenmiş bir aydın birikim vardır.

Edebiyattan, sinemaya, resim ve heykelden, tiyatroya, felsefeden arkeolojiye kadar bu toprakların yetiştirdiği çok sayıda aydın hem ürettikleriyle hem siyasal duruşları ve eylemleriyle aydınlanma damarını oluşturuyor.

İşte, Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Abidin Dino, Orhan Kemal, Halet Çambel, Muhsin Ertuğrul, Muazzez İlmiye Çığ, Yılmaz Güney, Halikarnas Balıkçısı, Selahattin Hilav, Nermi Uygur, Ruşen Keleş, Aziz Nesin, Fakir Baykurt gibi yüzlerce isim bu topraklarda aydınlanma damarını oluşturan değerlerdir.

Türkiye’nin tarihsel kırılma noktaları

1950 Türkiye’de pek çok şeyle birlikte aydınlanmanın da kesintiye uğraması anlamında bir kırılma noktasıdır. Türkiye’nin bağımsızlığını yitirdiği ve gerici iktidarın aydınlanma sürecine ket vurduğu bu dönemin siyasal uygulamaları bugüne kadar farklı hükümetlerce arttırılarak sürdürülmüştür. Arada gerçekleşen askeri darbeler ekonomik ve sosyal yaşamı daha da ağırlaştırılmıştır. Emperyalist kültür politikalarıyla popülist bir yaşam ve tüketim toplumu oluşturulmuş ve kültürel alanda da dejenerasyon yaratılmıştır.

1980 askeri darbesi ve sonrasında gelen gerici iktidarlarla Türkiye daha kaotik bir görünüme büründü. 2002-2020 arası AKP dönemi ise akla gelebilecek her türlü alanda yozlaşmanın yaşandığı bir süreç oldu. Bu süreç topluma ve toplumsal yaşamı daha ağır hale getirerek devam ediyor.

 

Karanlığın içinde…

Ülke bir karanlığın içine doğru yuvarlanıyor. Topluma dinsel bir yaşam dayatan iktidarın gerici ve faşizan uygulamalarına karşı siyasal duruşların şimdilik etkisiz kaldığı bir gerçek.

Öte yandan gericiliğin karanlığına karşı aydınlanma çabaları söz konusu olduğunda üniversitelerin, bilim insanlarının ve felsefecilerin çabalarının oldukça cılız kaldığı da bu gerçekliğin başka bir yüzüdür.

Aydınlanma çabaları akademinin dışına çıkıyor.

Türkiye yeni bir aydınlanma hareketine ve yeni bir aydınlanma dönemine gebedir.

Bu kadar baskı, sömürü, eşitsizlik ve çelişkinin yaşandığı, insan hayatının hiçe sayıldığı, doğanın katledildiği bir dönemde her iktidar kendi karşılığını yaratır.

Gerici iktidarın tüm çabalarına rağmen, ülkeyi aydınlığa taşıyacak toplumsal, siyasal ve kültürel dinamiklere sahiptir.

*
Aydınlanmayı aydınlar sağlar. Aydının görevi aydınlatmaktır.

Doğan Göçmen, Türkiye’de bilim ve felsefe çökmüştür diyor. Felsefede bütünlüğün kaybolduğunu ve felsefenin yeniden kurgulanması gerektiğine dikkat çekiyor.
felsefenin diliyle Akademia denilen üniversitelerde artık felsefe adına derinlikli çalışmalar yapılmıyor, yapılamıyor.

Bunda üniversitelerin otoritenin kıskacı altında olmasının da bir payı var elbette.
Üniversitelerin felsefe bölümleri toplumdan oldukça uzak durumda.

Felsefe üniversitelerin dışına çıktı.

Bugün Türkiye’nin pek çok kentinde felsefe çabaları var. Bunların bir bölümü gerçek anlamda felsefe adına yapılan işler değildir. Örneğin, “Aktiffelsefe”, “Yeni Yüksek Tepe Derneği”, “Yahova Şahitleri”, “Mevlana Kardeşlik Birliği”, “Bahailer” gibi mistik temelli oluşumların yaptığı şey felsefe değildir. Bunlar bir tür “Çağdaş” tarikatlardır. İslamcı tarikatların örgütlediği yoksullar dışında kalan kesimleri kapsamayı misyon edinmiş yapılardır.

Bu anılanların dışında ise üniversitelerden ve başta felsefe olmak üzere çeşitli bilim alanlarından beslenen felsefe çabaları içinde olan yapılar vardır.
Prof. Dr. Örsan Öymen’in kuruculuğunda ve öncülüğünde yıllardır devam eden ve
Assos’ta bu yıl 20. kez gerçekleştirilen Assos’ta Felsefe etkinliğini aydınlanma çabalarının önemli bir parçası olarak görmek gerek.

Aynı şekilde Ali Nesin’in Şirince Matematik Köyü, Latife Tekin’in Gümüşlük Akademisi, Türkiye’nin pek çok kentinde aydınlanma seminerleri veren Bilim ve Aydınlanma Akademisi (BAA), Tarsus’ta 9 yıldır devam eden Aratos Felsefe Okulu ve Aratos’un Türkiye genelinde 22 kentte kurduğu 22 felsefe okulu ile çeşitli kentlerdeki felsefe oluşumları, atölye çalışmaları, toplulukları bu topraklarda akademi dışı felsefe çabaları olarak görmek gerek.

Hiç kuşkusuz bu yapılar yeni bir aydınlanma dönemin sac ayaklarından birini oluşturacaktır.

Akademi dışı felsefe çabaları, bilim merkezi olan üniversitelerden ve akademisyenlerden beslenmektedir. Akademisyen felsefecileri toplumla buluşturmaktadır. Felsefenin toplumsallaşması ve felsefi bir aydınlanmaya aracılık ederek katkıda bulunmaktadırlar.

Türkiye’de aydınlanma çabaları, bir aydınlanma hareketine ya da devrimine dönüşür mü bilemiyoruz. Ama içinden geçtiğimiz süreçte bir aydınlanmaya ihtiyaç var. Bunu en iyimser ifadeye aydınlanma dönemi olarak tarif edersek eğer, akademi dışı felsefe çabalarının bu aydınlanma döneminin oluşmasına zemin hazırladığını, en iyimseri katkıda bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.

Akademi dışı felsefe çabaları çoğunlukla bazı dernek, oda, vakıf gibi kuruluşlar bünyesinde ya da küçük grupların oluşturduğu topluluk ya da atölyeler şeklindedir. Ancak bunlar oldukça dağınık bir görünüm sunmaktadır.

 

*

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve kültürel yozlaşmadan rahatsızlık duyan, bunun yarattığı kaotikliğe karşı arayış içinde arayış içinde olan insanlar var.

Bu gericileşme sürecine karşı felsefenin aydınlığı arayış içindeki insanlar için bir çıkış yolu.

Akademi dışı felsefe çabaları işte tam da bu arayışa karşılık gelen ve ihtiyaca denk düşen oluşumlar olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye ister bir aydınlanma devrimi yaşasın ister bir aydınlanma dönemi geçirsin bu sadece felsefi temelli bir çıkış olmayacak ve mutlaka bunun siyasal bir uzantısı olacaktır.

  1. yüzyıl aydınlanma çağının düşünsel arka planında felsefe vardı ancak toplumsal yaşama yansıması ve sonuçları doğal olarak siyasal oldu.

Türkiye’nin aydınlanma devrimi ya da dönemi de sonuçları itibaren ve zorunlu olarak siyasal olacaktır.

Bir aydınlanma devriminden ve aydınlanma hareketinden söz ediyorsak bu kaçınılmaz bir şekilde siyasal olmak zorundadır.

Aydınlanma dediğimiz şey bir bilinç ve farkındalık oluşumuyla birlikte bu kapitalist sömürü düzenine, tüm liberal, gerici ve yozlaşmışlığına karşı duruşu ve onu aşmayı da içerir.

Bu nedenle, yeni bir aydınlanma ancak devrimci yönelimli bir aydınlanma olmak durumundadır. Örgütlü bir güce ve önderliğe yaslanmak zorundadır.

Türkiye’de yeni bir aydınlanma ancak sosyalist eksenli aydınlanma olacaktır.

Sosyalist aydınlanma dışında bir aydınlanma bekleyenler, ancak düzen içi reformlar talepleri içeren yaklaşımlarla “demokrasi mücadelesi” bataklığında debelenirler.

Bugünün kapitalist Türkiye’nde aydınlanma eşittir sosyalizm anlamına gelir.

 

 

* Yazar, Aratos Felsefe Dergisi Yayın Yönetmeni

 

 

 

Bunları da sevebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir