
Kitap, kitap, kitap…. Raflar kitap, masaların üstü kitap, kenarları kitap. Kitap dünyası demek abesle iştigal. Kitap evreni burası. Kitaplar çepeçevre sarıyor insanı.
Kitaplar cıvıl cıvıl. Rengarenk resimlerle kaplı. Çocuk kitapları. Yazımı çizimi en zorlu olanlardan. İnsanın çocuk olası geliyor. Gerçi çocuk olmaya da gerek yok. Yılda en azından birkaç tane okumakta yarar var. En azından ‘içimizdeki çocuk beslensin, ölmesin’ diye.
İnanılmaz ama tüm bu eserlerin sahibi bir kişi. En önemli eseri de sohbet ettiğim arkadaşım. Bizim sohbetimize ilgisiz gibi görünüyor. Ama gözlerindeki muzip kıvılcımlar konuşmanın değil hiçbir kelimesini, hiçbir harfini bile atlamadığının göstergesi. Konuşmaya ancak gerektiğinde katılıyor. Ne bir kelime eksik ne de fazla.
Adam 1958’de, Londra’da dünya çocuk edebiyatı okumuş, kolay mı?
Kararlı tavırlarının altında örgütçülüğü yatıyor. Fakir Baykurt ve 93 meslektaşı ile birlikte Türk Öğretmenler Birliği’ni kuralı 55 sene olmuş.
Hala çalışıyor. Yazıyor. Yorumlar yapıyor. Bizi çevreleyen kitap kozasını sürekli besliyor. Kitap kozasıyla bir bütün adeta…
Derdi belli bu kozada büyüyüp gelişen özgürleşen çocukların okulları, sokakları doldurması. Özgür topluma ancak özgür bireylerle ulaşılabilineceğinin bilincinde. Belki de o yüzden oğlunun adını da Özgür koymuş.
En iyi misafir en az meşgul eden denir ya. Bana yol göründü. Çalışma masasından beni geçirmek için kalktı. Mütevazı bir şekilde elini uzattı. Bir an için ne yapacağımı şaşırdım. Uzatılan eli öpeyim mi? Sıkayım mı? Öyle ya karşımda doksan yıllık dev bir çınar var. Hemen elin yönüne baktım. Tamam sıkmalıydım.
Bir kelebek yumuşaklığında kavradım doksan yıllık dokuları. Ne doksanı yanılmışım. Ellerimi öyle bir kavradı ki.
Tarlada çapayı kavradı sanki,
İnşaatta kazmayı kavradı sanki,
Sanki; yazarken kalemi, boyarken fırçayı, mandolin çalarken penayı tuttu.
İçten sarsıldım. Elimi tutan sanki bir devdi. Mevlüt Kaplan.

Fakir Baykurt’ un, Mahmut Makal’ın arkadaşı Mevlüt Kaplan ‘dı elimi tutan. Dünya kadar, evren kadar eserlerin yaratıcısı…
Asıl soru şu: O; neyin, kimin eseriydi?
Bir Anadolu köyünde yoksulluk ve yoksunluk içinde başlayan, çobanlıkla çıraklıkla süren yaşamı nasıl dönüştü.
Yanıt da belli: Köy Enstitüleri. Bir daha söyleyelim: Köy Enstitüleri.
Heceleyelim: Köy-Ens-ti-tü-le-ri.
Mevlüt Kaplan eserlerin sadece birisi. Elbette daha çok eser var aramızda. Ama ne yazık ki hızla azalıyorlar.
Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun sekseninci yılı herkesçe kutlanıyor.
27 Ocak’larda da kapatılışılının yasını tutmamamız için Köy Enstitüleri’nin eserlerine sahip çıkmalıyız.
Onları kentimizin, belediyelerimizin, derneklerimizin kültürel faaliyetleri içinde çok ama çok görmeliyiz.
Onlardan öğreneceğimiz çok şey var.

