KEŞKEK ve BOZA: NERDEN BİLEYİM?

Din don don. Din don don. Din din din din. Din don, don don….

Nenni. Ümmüşüm. Ninanaynom.

Göle bakır daldırdım. Nenni ninanaynom.

Aklımı baştan aldırdım.  Ninanaynom.

Şu güzele bakarken. Nenni nianaynom.

Camızları çaldırdım. Nenni ninanaynom.

Herkes 9/8 likçi. Nedir 9/8? Cevap hazır, roman havası. Sor bakalım 9/4’lüğü kimsenin haberi yok. Aslında ben de önceden bilmiyordum. Çocuklarımın arkadaşlarından öğrendim. Güleç yüzlü Gültekin’den; Marmaris’li, müzik bölümünde okuyordu. Bilmezdim ama; oturuşum, kalkışım, uykum, yemek yapışım, çamaşır yıkayışım, say sayabildiğin kadar 9/4 lüktü. Beni anlamanız zor biliyorum. Çocukluğumu ve gençliğimi bu ritimle yaşamıştım, farkına varmadan. ‘Özgürlüğün kenti İzmir’e gelince kulaklarda sustu müzik. Ama ruhumu engelleyemiyordum. İçimden söyledim. Kendim söyledim, kendim duydum ama bir an bile bırakmadım. Bırakamadım. Laf aramızda bırakmayı dahi istemedim.

Torbalılıyım ben ben ben…

Torbalı’ya gitçem çem çem…

Torbalı’nın havası,

Ekşili mayası sı sı…

Köyün en güzel kızlarından biriydim. Bir masal dünyasını andıran yaşamın; yoksul ama mutlu kısmındaydım. Sâdıçım, âretliğim, aşurem, akşam sefam ve portakalım vardı… Güldürmeyin beni!… Sofra değil!… Arkadaşlarımın daha özel olanları. (Birbirimizi ortak sevdiğimiz bir şeyle adlandırdığımız ve birbirimize ölünceye kadar o isimle hitap etiğimiz arkadaşlarımız.)

Öyle evde oturup nasip bekleyen bir genç kızlık yaşamadım. Köyün 10-15 kızı gezip-tozup eğlenerek büyüdük. Tamam, zar (kara çarşaf) içindeydik ama o kadar. Evlenip İzmir’e geldiğimde zarı çıkartıp, mantoyla tanıştım. Özgürleştim diye düşünmeyin sakın; tutuculukla da, baskıyla da burada tanıştım. Dedelere mum yakanları, büyüye inananları burada gördüm. Hepimiz Müslümanız elhamdülillah ama burdakiler bir değişik. Nerden bileyim?

Oysa köyümde nasıl da mutluydum. Hele bir düğün, bir eğlence olsun; başroldeyiz. Bakır tepsi bende. ‘Dindin’ler, ‘dondon’lar, ‘dindon’lar, ‘dondinler’; kıvrım kıvrım, büklüm büklüm olur. Bambaşka sihirli bir dünyanın kapılarını açar bizlere…Bakır tepsiyle hemhal olup ezgiyi ve oyunu yönetmek sanki (tövbe yarabbim, tövbe) tanrı katından dünyayı seyretmek gibi gelir.

Ölümlülerin dünyasına inişin sırrı keşkektedir. Sizler tabaktaki halini bilirsiniz. Hem de çok iyi bilirsiniz. Şirince’den, Sığacık’tan bilirsiniz. Ama taş dibekte dövülen buğdayın, et ile bütünleşirken çıkardığı kokuyu bilir misiniz? Bilen varsa bu tarafa geçsin. Öküz arabasından düşen karpuza döndürür insanı. Sadece keşkek mi?  Çorbalar, vardar, nohut, köfteli patates, aşure; saymakla bitmez.  İşte, düğün demek eğlence ve yemek (benim için özellikle de keşkek demekti)

Yaş ilerledi. Artık tepsidir, dümbelektir yakışık almaz. Ama, İzmir’in sefertası gibi apartmanları bile çocuklarımın düğününde keşkek yapmamı engelleyemeyecek. Yapacağım keşkek, sakız gibi olacak. Et neresinde? Buğday neresinde? Anlayamayacaklar. Üzerine bir de hafif acı kırmızı biberli yağ kızdırayım; sizin ellerinizi, benim ayaklarımı bağlasınlar oturup afiyetle yiyelim.

Bu akşam kına gecesi var. Yarın Kızımın nikahı olacak.  Allahım’ın gücüne gitmesin, havalar da çok sıcak gidiyor. Dünürler de başka yer yok gibi bizde kalıyorlar. Olacak şey mi? Tam 10 kişiler. Amma düşüncesizlik. Ama; Damadımın hatırına olamaz diyemedim. Yukarda Allah var Damadım çok iyi: Nerden bileyim?

Keşkeği de bitirdim. Bir gün önceden yapmak iyi oldu. Uğraştırıcı çünkü. O telaş içinde ilgilenemezdim. Misafirler masada, bizimkiler koltuklarda yiyecek yemeği başka çare yok. Kalabalık bir yandan, sıcak bir yandan.  Ben telaştan tadına bile bakamadım, bizimkiler pek yüzüne bakmadı keşkeğimin. Tabaklarına dokunmadılar bile. Olsun Dünürler çok beğendi. İkinci tabağı bile hepsi yedi. Hatta üçüncü tabağı isteyen bile oldu.  Nerden bileyim?

Bursalılar. Keşkeği nasıl bilmezler anlamadım? Memleketin neresine gidersen git, herkes keşkeği bilir. Bozaya benzetmişler hafiften. Valla, biz de boza bilmeyiz. Ünlü İskender kebapçı varmış, onun çaprazında varmış bir bozacı. Hep kuyruk olurmuş önünde. Koyu yaparmış bozayı. İçmezmişsiniz de kaşıklarmışsınız, verdikleri küçük bir kaşıkla. Ondan çok sevmişler bizim keşkeği. Nerden bileyim?

Nikahı yaptık. Rahmetli babası göremedi, kardeşi kuşağını kuşattı. Kızı alıp gittiler. Ne de olsa ‘gelinalıcı’. Yine de çok ağlama sızlama yapmadık arkasından. Bizim kıza diş geçirmek kolay değildir. Kendini ezdirmez. Zaten damat da öyle ezecek biri değil. Nerden bileyim?

Eve dönüşte bir tabak keşkek istedim. Telaştan tadamamıştım bile. Sitem etmeye kalktım bizimkilere; keşkeğime burun kıvırdılar diye. Amaaan yok efendim ekşirmişmiş de, yok efendim bu sıcakta keşkek yapılır mıymış da? Kaşığı daldırdım keşkeğe. Aman Allahım keşkek değil sirke… Nerden bileyim?

Ah, onlar da ekşi diye çok sevmişler meğer. Boza ekşi olurmuş. Akhisar’dan sonra Gelenbe yokuşu diye bir yer varmış. Bizim ekşi keşkek, bağırsaklarda mayalamayı orada tamamlamış ilk. Herkes olmuş bomba. Bomba ne kelime; Atom bombası olmuş her biri. Şoför duuuuuur. İstikamet tarlalar. On kişinin hem güvenli yer bulma hem de saklanmaya çalışma çabalarını düşünün.  Her ağaçlık alan, her benzin hane; duuuuur. İstikamet şurası… Duuur istikamet burası…4 saatlik Bursa yolu olmuş mu 8 saat? Sekiz saat sonra “yaşasın evimin helası”…

Ekşimiş keşkekle bozayı karıştırmışlar. Nerden bileyim?

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir