
Şirret Gazetesi, 8 Zilhicce 1441
Selamün Aleyküm Muhterem Kardeşlerim,
Birkaç haftadır sizlerle sohbet edememenin hasreti ve tekrar kavuşmanın şevki ile başlıyorum yazıma.
Görüşmeyeli ne büyük hamleler gerçekleşti memlekette!.. Bize bugünleri gösteren Rabbime bin şükürler olsun.
Biliyorsunuz Cumhuriyet dedikleri ve şeriatın olsun, halifeliğin olsun, bin yıllık devlet geleneğimizin temelini oluşturan padişahlığın olsun köküne kibrit suyu döktükleri bu şeytani sistemde Ayasofya’yı da müzeye çevirip o havalideki Müslüman cemaatin namaz kılmasının önüne geçmek istemişlerdi. Oysa Fatih’in Vakıf Vasiyetinde oranın cami olarak kalması var idi. Bunu çiğneyenlerin yeri cehennem ateşi değilse nedir? Bunlar lanetlenmez de kim lanetlenir? Neyse ki İkinci Fatih’imizin dirayetli tavrı sayesinde bağrımıza saplanmış bir gavur hançerini daha çıkarıp onların bağrına kılıcımızı sapladığımızı idrak edebilmek bizim nesle nasip oldu. Din Bakanımız da kılıç elde lanet dilde konuşmasıyla hem dış düşmanların hem iç düşmanların (başta Kılıçvaroğlu) yüreğine korku salan hutbeleriyle Osmanlı tokadını şakkadanak vuruverdi küffarın yüzüne… Soyadından utanası Kılıçvaroğlu da gördü kılıç nasıl tutulur, nasıl sallanır düşmanın üstüne üstüne!.. “Kılıç hakkı” diye bir şey var efendim. Gavurdan bir yeri ele geçirdiniz mi, malı mülkü ve ailesi artık sizin ganimetinizdir. E orayı kılıçla ele geçirdiğinize göre bu ganimet, kılıcınızın hakkıdır. (Sahi pek demokrat FOX televizyonunda bir dizi vardı, Kılıç ekibi vardı orada savaşçı ekip. Özledik onları. Yedi düvelden korkmayan ekip Korona’dan mı korkacak?.. Bir an önce başlasın yeniden.)
Sonra efendim diyorlar ki burada kılınan namazda Korona belası bütün cemaate musallat olmuş. Ya ne olacaktı? Düşman elini kolunu bağlayıp seyredecek miydi biz böyle cesur hamleler yaparken? Hangi zafer acı çekmeden, fire vermeden kazanılmıştır? Bu yolda hastalanıp ölümü göze alanlara bin selam olsun…
Biz böyle yaptık ya, Evropa ve Amerika hemen başladı çemkirmeye… Sonra da dolar, avro, altın uçuşa geçti. Biz uçuyoruz onlar da uçuyor, biz tırmandıkça onlar da tırmanıyor. Bir yerlerde yolumuz kesişecek, buluşacağız inşallah… Şimdilik yan yana uçuştayız.
Sırf onlar mı uçan? Hangi malın etiketine baksan uçuşta… Şükürler olsun memlekette külliyen bir uçuş içindeyiz. Yönetenler zaten, maşallah her biri birer Klark Kent olmuş, hem uçuyorlar hem uçuruyorlar. Halk Ayasofya’nın camiye çevrilmesinin tesiriyle mutluluktan uçuyor. Asker uğurlamalarında, düğünlerde, AVM’lerde, sahillerde ve denizlerde yerli halk ve yerli turistler birbirlerine sarılıp sarılıp uçuyor, yüzüyor, güneşleniyor, halay çekiyor… Bir özgüven gelmiş ki millete, Korona’ya karşı millî ve yerli kolonya esintisi sarmış dalga dalga ümmeti…
Efendim bu Korona da tırmanıştaymış, uçuştaymış… Uçmayan ne var, kim var ki ülkede Korona tırmanmasın, uçmasın? Çok gerekirse TÜİK’e veririz Korona ile ilgili açıklama yapma yetkisini, enflasyonun nasıl ümmüğünü sıkıyorsa kurum, onun da ümmüğünü sıkıverir, bir günde Korona’dan ölen de Korona’ya yakalanan da bırakın artmayı eksiye düşüverir. Sonra bu Korona… bu Korona…. (…..) geri sar, geri sar…..
Neyse efendim, bu haftalık sohbetimiz bir yeniden kucaklaşma şeklinde hasıl olmuş olsun. Daha yazacak, hasbıhâl edecek çok şeyler var, hepsini bir günde tüketmeyelim.
Hepinize memleketimizin bu şahlanış ve uçuş döneminde boool bol harcamalar ve iyi tatiller dileklerimi havale ederek sohbetimi nihayetlendireyim. Rabbim Reis’imize, damadımıza, Dövlet Bey’imize ve bilumum dava arkadaşlarımıza uzun ömürler, sağlık ve sıhhatler versin; memleketi Kılıçvaroğlu, Tavukoğlu, Akbacı gibilerinin ellerine bırakmasın. (Ama Akbacı tornistan eder de eski partisine iltica ederse bağrımıza basarız. Bizde biat edene zulmetmek, aman dileyene kılıç sallamak yoktur.)
Cenabül Rabbil Âlemin şu huzuru, refahı, ferahı, uçuşları, tırmanışları bize çok görmesin.
Âmin diyen diller dert yüzü, gam kasavet görmesin.
Hadi bana müsaade, biraz daha döviz alıp zulalayayım. Mâlum, bizim para da uçuyor ama aşağı doğru uçuyor.
Ehlen ve sehlen…

