Erkan Oğur’un İbrahim Kalın’ın stüdyo çalışmasında kopuz çaldığı ortaya çıktı. Bu haber, bir anda daha yaşamsal gündemlerden uzaklaşıp, polemik kazanının içinde fokurdamamıza neden oldu.
Erkan Oğur’un konuyla ilgili açıklamaları:
Sanat, siyaset üstü/altı olamaz. Topluluk yaşamının başlangıcından bu yana sanat dediğimiz şey, herhangi bir topluluğun yaşamını yansılama yöntemiyle; doğrudan veya doğanın diyalektiğine tabi bir akış sürecinin içinde olarak, yaşamı iyileştirme, değiştirme, dönüştürme amacını güden bir eylemliliktir. Siyaset ise, (En genel ifadeyle) topluluk içindeki karşıt yaklaşımların ortaklaştırılmış çözüme dönüştürülmesi eylemliliğidir. Sanat ve siyaset, topluluk yaşamını (ideal anlamda) iyiye doğru farklılaştırmayı öngörmesiyle, ortak bir amaca hizmet eder. Özetle en yakınımızdakinden itibaren etki uyandıran her edimimiz, sanat ve siyasetin etkileşme alanındadır. Buna bağlı olarak sanat, siyasetten ayrışma olanağına sahip değildir. Yine buna bağlı olarak, sanatçı (!) siyasetten bağımsız olduğunu düşünemez. Düşünse de, bunun gerçeklikle ilgisi olamaz. Sanatçı topluluk yaşamını terk etmedikçe, üretiminin toplulukça tüketilmesinin önüne geçemedikçe, istese de istemese de siyasetin doğrudan içindedir ve hem nesnesi hem de öznesidir.
Erkan Oğur bahsindeyse, “Ben siyasetçi değilim.” sözü, yukarıdaki genel bilgilerden hareketle, anlamsızdır ve onu hiçbir sorumluluktan muaf tutmaz. Bu nedenle Erkan Oğur, İbrahim Kalın kimliği bize neyi anlatıyorsa, işte o anlatıyla ortaklaşmasının sorumlusudur.
Bu bahsin bir yüzü de, Erkan Oğur’un bu güne taşıdığı sanatçı, müzisyen, insan kimliğidir. Kısaca söylemek gerekirse, adının bilinmeye başladığı 60’ların sonundan itibaren, kalender, gönül adamı, alabildiğine verici, Türkiye’ye özgü magazin zevzekliğinden uzak, son derece çalışkan; duyargaları gelişmiş değil, baştan aşağı duyarga olan olağanüstü bir müzisyen, olağan dışı bir insan… Meraklıları detaylı bilgilere Google aramalarıyla bile ulaşabilirler.
Toparlarsak; Kusur, yanlış diye tarif ettiğimiz şey, İbrahim Kalın’ın stüdyo çalışmasında kopuz çalması. Doğru muydu, bence yanlıştı. Tanıdığımız, sevdiğimiz, müziğiyle kendimizden geçtiğimiz Erkan Oğur’a uymadı bu. Kendisi de kabul ediyor bunu etmesine de… Brecht’in dediği gibi:
“…….
Kopan ip bağlanabilir yeniden
Tutar tutmasına ama
Kopmuştur işte bir kere …….”
Şunu da söylemeden geçersem olmaz; biz Erkan Oğur’u çoklukla eleştirmedik, yerdik. Yanı sıra hiç sakınmadan edilen hakaretler de var ki… “Ağızdan çıkanı kulağın duymadığı” hiçbir ifade, hiçbir gerekçeyle kabul edilemez.
Soşıl Midyamızı ve medyamızı tam da muktedirlerin istediği biçimde meşgul ettiğimiz gündemden, gerçekliğimize dönelim…
Henüz dillendirmiyoruz… Dillendirmekten çekiniyor muyuz, bilmiyorum. Belki de henüz farkında değiliz… Nedeni her ne olursa olsun, gündemimize doğrudan almadığımız bir temel sorunla yüzleşmenin arifesindeyiz: Açlık!.. Hem de kitlesel açlık!.. Metaforik açlık değil, gerçek açlık!..
Kamu personelleri, emeklilik hakkını kazanmış olanlar, aileden varlıklı olanlar, muktedirlerin himayelerinde olanlar dışında kalan herkesin temel sorunu!..
İşyerlerini kapatmak zorunda kalan esnaflar, hizmet sektöründe çalışanlar, bağımsız çalışan müzisyenler; öğretmenler, mühendisler, teknisyenler v.b. atanmamış meslek sahipleri, 29. Madde mağdurları, KHK mağdurları, pandeminin sebep olduğu küçültmelerle iş akitleri feshedilenler, kısa çalışma ödenekliler (Ki o da geri çekildi.), tarımdaki gizli işsizler/açık işsizler… eksiklerimi siz tamamlayın. Eş, dost, akraba ve bazı meslek örgütleri yardımlarıyla bu güne kadar ayakta kalabilenler… İşte bunlar açlık sorununun ilk elden muhatapları.
İstatistiklerden sadece bir tanesi: Pandemi sürecinde işsiz kalan insan sayısı 3 milyon 728 bin. İntiharlar, çocuklarını, evlerini terk etmeler, kendini yakmalar, bireysel ve toplu açlık, yokluk, yoksulluk isyanları, yardım çağrıları, “Açım! Açız!” çığlıkları, tüm bunlar “münferit vakalarmış” gibi mi görünüyor?.. Değil! Gelmekte olanın işaretleri!
Basit bir soru, bu problemin gerçekliğini ve yakıcılığını anlatmaya yeter. Yukarıda söz edilen milyonlar, yardımla sınırlı desteği bulamadıklarında ne olacak?..
Devlet, hükümet falan diyen yoktur sanırım. Ülkenin yaşayabileceği en zor zamanlar için ayrılan rezervi bile, paşa gönülleri öyle istediği için, paşa ceplerine boca etmekte hiçbir sakınca görmeyen, bize göre kamu çalışanları ve temsilcilerimiz, kendilerine göre bizim sahibimiz olan topluluk mu?.. Yapmadıkları yapmayacaklarının teminatıdır.
Ne yapılacaksa yapacak biziz!
Pandemi öncesinden beri, piyasa (!) çalışanı niteliğindeki on binlerce müzisyenin özlük hakları; mültecilerin, barınma, gıda ve eğitim sorunları; kadın, çocuk ve LGBTİ + hakları için canla başla mücadele eden bir örgütlenmeden bahsedeceğim.
İMD!.. İzmir Müzisyenler Derneği.
Ne mi yapıyor İMD?.. Üyesi olsun olmasın, kendisine ulaşan müzisyenlerin ev kiralarını karşılamaya çalışıyor. Elektrik, su, doğal gaz, jeotermal faturalarını karşılamaya çalışıyor. Gıda desteği sağlamaya çalışıyor. Belediyelerle, kamu kurumlarıyla koordinasyon sağlamaya ve destek çıkarmaya çalışıyor. Ücretli ve sosyal güvenceli İş yaratmaya çalışıyor. Sürekli alarm halindeler, yetişmeye çalışıyorlar. Kişisel her şeylerini ortak kullanıma açtıklarını söylemeye de gerek var.
Buyrun gerçekliğimize sevgili dostlar. Buyrun dayanışmaya…
İMD iletişim bilgileri:
Facebook: www.facebook.com/izmirmuzisyenleri
Telefon: 0532 297 01 63
Adres: 846 Sk. No :14/A Birincibeyler Kemeraltı İzmir
E-mail: izmirmuzisyenleri@gmail.com

