ÇOCUKLAR NEREYE OTURSUN

Filiz Asal  26/04/2021

– Çocuklar nereye otursun?

Diye sordu annem misafirliğe gittiğimiz komşu evin annesine.

-Şöyle geçsinler yandaki odadaki uzun divana. Cevabını aldı.

Kadın iki kolunu yanlara açıp iki misafir iki de ev sahibi çocuğu önüne katıp tavukları kümese sürükler gibi hafiften iterek odaya sürükledi bizi.  Bu duruma biraz itiraz edesim vardı ama çocuklardan biri sarı saçlı güzel bebeği gösterince sürüye kapıldım. Kendimi kanepenin üstünde buldum. Bebek aklımı çeldi bir süre.   Ara ara yan odaya gidip annemi bakışlarımla taciz ediyordum. Anladı benim meramımı ama ne yapsın misafirlikteyiz, o da sesini çıkaramadı. Oysa ben misafir odasının oymalı tekli koltuğa kurulup annemlerin sohbetine ortak olmak istiyordum. Limonata ve kuru pastamın da yandaki sehpanın üstüne konmasını istiyordum. Bir birey gibi ağırlanmak istiyordum.  Ben de bir bireydim, bunu büyükler neden görmüyordu. İtilip kakılmaya alışık değildim. Benim suçum yok hakim bey, ben yandaki odaya sürüklendim. Sürüye uydum.  Çocukların oturduğu yan odada, pastaların en kurusunu da bize mi vermişlerdi sanki? Tam kestiremedim. Bütün bunlar daha ilkokula gitmeden önceydi.  Her neyse.

İlkokulda sabah derse giriş saatinde mikrofonun boğuk sesinden konuşanın ne dediğini hiç anlamıyordum. Fakat sürü içinde, ne yapılması gerektiğini hiçbir şey yapmadan sadece durarak öğrendim. Sürünün akışı seni nereye gidilecekse götürüyor, nereden gelinecekse getiriyordu. Liseye gelince ayrı bir keşmekeş sarıyor insanı. İnsanları, olayları, ekonomiyi, yanlışları, karşı cins ilişkilerini, vs. kısacası hayatı fark etme dönemi başlıyor.  Tam da zurnanın zırt dediği yer. Hem fark edeceksin hem de fark ettiğini fark ettirmeyeceksin. Her konuda anlamadığın şeyleri sormaya ve sorgulamaya başlarsan < ÇIKINTI >  sın ve göze batmaya başlarsın. “Senin sesin çok çıkıyor. Sen şöyle arkada sessizce otur bakalım.”  Derler. Tehlikelisin Maazallah bir de okumayı lisede öğrenmişsen… Öğretmenler seni alır sınıfın en arkasındaki sıralara oturtur. “Bunun cevabını bende bilmiyorum. Beraber öğrenelim.” Demek öğretmenin aklına gelmez. Baskıyla susturmak daha kolay, toplum geleneği. Öyle böyle üniversiteye geldin, ortalama bir okul kazandın, ortalama bir iş buldun, evlendin, çoluk çocuk, ev araba taksitleri oooh rahatsın. Ortalama yaşar gidersin. Ama ortalama değilsen, mesela üniversitede ilk binlere girdiysen, iki dil biliyorsan, dünya düzenini kavramış kafanı dünya meselelerine yormuş bir çocuksan, gençsen beş kişiden fazla olup parkta oturuyorsan, ağaçları seviyorsan yine tehlikelisin. “Hey! Siz dağılın, ayrı ayrı oturun bakalım.” Derler. Oturtmazlar.

Bizi kendi evimizde, misafirliğe gittiğimiz evlerde, ilkokulda, ortaokulda, lisede, üniversitede, parkta-bahçede, ülkede niye başköşeye oturtmazlar?

Önce ailelerimiz sonra öğretmenler ve okul idaresi çocukları iter kakarsak sokakta biri yakalar. Bir çocuk önce kendi evinde insan yerine konmalı.   Çocuklar evde oturamazsa sokağa çıkar. Hatta beyinlerini başka ülkelere göçürürler. Bizim veremediklerimizi onlara başka ülkeler verir. Mesela iş imkanları, laboratuvarlar sanat imkanları, spor imkanları… Onlarında önü açılır. Sanat, bilim, felsefe ve tıpta buluş yapacak azizliğe erişirler. Küresel salgınlara dur diyecek aşılara uğur getirirler. Her türlü global başarıda söz sahibi olurlar.  Beyin göçü seline kapılıp giden bu değerlerin pasaportlarında bizim ülkeye ait olduğu yazsa da acaba bizim onlarla övünmeye ne kadar hakkımız var düşünmek lazım. Biz oturtmazsak biri alır başköşeye oturtur çocukları.

Bizde arkalarından el sallarız.

Çocuklar nereye otursun?    Çocuklar evlerinde başköşeye otursun.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir