İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR… VAZGEÇMİYORUZ !..

SİZİ BİZ DOĞURDUK !..

Ve kadınlar,

Bizim kadınlarımız.

Korkunç ve mübarek elleri,

İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

Anamız, avradımız, yarınımız.

Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

Ve sofradaki yeri

Öküzümüzden sonra gelen

Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız

Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki

Ve kara sabana   koşulan

Ve ağıllarda

ışıltısında yere saplı bıçakların

Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan

Kadınlar,

Bizim kadınlarımız.

Her yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Tabi ki sizlere uzun uzun bugünün tarihçesini anlatmayacağım. Zaten hepiniz biliyorsunuzdur.

Tarih boyunca kadın konusu hep gündemde olmuştur. Bazen cinsel bir obje olarak, bazen “Saçı uzun aklı kısa, ya da eksik etek ” olarak. Çoğunlukla da ölen, öldürülen kadınlar olarak. Ne yazık ki bu güzelim topraklar üstünde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir. Bazı kişiler yaşamlarındaki her olumsuz olayda kendini suçlar, kimi ise başkalarını. Çevrenizdeki insanları gözleyin. Kimi saldırgan, kimi pısırık, kimi yobazdır. Bazılarının sigara, alkol düşkünlüğü vardır. Diğerlerinin kızgınlık, karamsarlık ya da kıskanma gibi olumsuz duygulara tutkusu. Sağlıklı, dengeli ve mutlu kişiler, evliliğinde, işinde, yaşamın her alanında sağlıksız, dengesiz ve mutsuz kişiden çok ayrı davranır.

Yüzyıllarca bu topraklar bağrında yüzlerce uygarlık barındırmış. Kökleri, kökenleri tarihin derinliklerine oturan bu Hökelekli Koca Çınar’ın adı bile Anadolu…Öyle ki tüten ocağımız, anamız, avradımız, bacımız, sevincimiz olan Anadolu.

Ama bizler bu topraklara her şeyi hoşgörüyle sığdırmışız da bir anamız, bacımız, yarımız dediğimiz kadınlarımızı bir türlü sığdıramamışız. “Cennet anaların ayakları altındadır.” diyerek kutsadığımız analara kıymışız, kıyıyoruz.

Bizim kadınlarımız bu topraklarda usta birer tiyatro sanatçısı gibi davranmaktan yoruldular. Nasıl yorulmasınlar? “Kan kusup, kızılcık şerbeti içtim.” demeyi kolay mı sanıyorsunuz? Ya da “Kol kırılır yen içinde. “Yok yok böyle bir dünya. Gözleri ağlarken gülmenin, gülümsemenin ne demek olduğunu bilir misiniz?

Türkü türkü, destan destan olan bu topraklar kadın destanlarıyla dolu. Hepsi de sevda üstüne, acı üstüne yazılmış.

Erkeklere sesleniyorum. Neden kadınlarımız hak ettikleri değeri göremiyorlar? Görmüyor musunuz?

Ölüyorlar.

Çığlık çığlığa…

Kerbelada susuzluktan kavrulan

Hüseyin’in bebeği gibi.

Öylesine saf, öylesine içten,

Öylesine masum ki istedikleri.

Yağmur damlaları yetmiyor,

Susuzluklarına.

Sağanak yağmurlar gerekli onları kurtarmaya…

Ölüm acılarıyla, kanayan yüreklerimize taş basmaktan yorulduk artık anlıyor musunuz? Çekin,çekin o pis ellerinizi kadınlarımızdan.

Ne yazık ki okumuş aydın dediklerimizin de,cahil dediklerimizinle   aynı biçimde  davrananları var.O güzel gözlü eşeklerden af dileyerek yazıyorum.”Okumak cahilliği alır, eşşeklik baki kalırmış.”ya Bizim de malesef diplomalı eşeğimiz dolu.Kadınları aşağılamayı marifet sanıyorlar.

Bizim doğurduklarımızın, bize hükmetmesi yetmezmiş gibi bir de dövüyor, sövüyor, aldatıyor, öldürüyorlar. Bilmiyorlar mı? Atılan her tokat, her tekme, taciz önce sevgileri öldürüyor. İnsan kendisine olan saygısını yitiriyor. Sevgi yerini acımaya bırakıyor. Âmâ bu acıma asla kendilerine değil. Size acıyorlar. Bu kadar aciz, bu kadar zavallı olduğunuz için. Nasıl bir insan böylesine canavarlaşır. Sonra kendilerine kızıyorlar. Sevdiğim adam bu muymuş diye?

Burada asıl iş  biz kadınlara düşüyor. Çocuklarımızı insan sevgisiyle dolu büyütmeliyiz. Onların yüreklerine güzel bir danteli örer gibi. Bir iğne oyasını işer gibi. Bir halıyı, kilimi dokur gibi. İlmek ilmek, sabırla yavrularımızın yüreklerine insan sevgisini işlemek zorundayız. Yüreğinde sevgi olanlar, bir karıncayı bile incitemezler.

Ölüyorlar. Yaşamak için, evlerine aş, ekmek götürebilmek için. Daha da önemlisi bir yudum sevgi için ölüyorlar. Sevmeyi unuttuk mu yoksa?

Söyleyin!… Uygarlığın soğuk çelikleri arasında üşüyen ve gittikçe yalnızlaşan kadınlarımızı hangi ana bağrına basacak. Hangi ana sevgiyle doyuracak.

Oysa ölen analarımız. Biliyoruz ki bu Anadolu insanı, savaşta ve sanatta hünerli, doğruluktan, mertlikten yana eşi bulunmaz, gösterişten uzak, konuk sever insanlar cenneti… Öyleyse ne oldu bize? Ne zaman bu kadar cani olduk? Yeter, yeter artık, bizler bu yurdun temel taşları, yarınlarımız. Yaşatmak istiyoruz dostluğu, kardeşliği, barışı. Yaşatmak istiyoruz, anamızı, bacımızı, yarımızı.

Bu ne yaman çelişki değil mi dostlar? Aşk kiminde dağları delmek. Kiminde de taşla başını ezmek…Eğer sevmek dövmekse. Eğer sevmek öldürmekse sevmeyin, sevmeyin bizi.

Biliyorsunuz, ayı da severken boğup öldürürmüş yavrusunu.

Oysa analardır, adam eder adamı.

Sofradaki yeri bile, öküzümüzden sonra gelen çilekeş kadınlarımız. Suçun büyüğü biz kadınlarda  demeye dilim varmıyorsa da suçun büyüğü bizim  be dostlar.

Sevgili analar, doğurmakla iş bitmiyor. Önce siz sevin çocuklarınızı. Sevin ki onlar da sevsin tüm doğuranları.

Kısacası, kadın çiçektir, böcektir, ya da “Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin “gibi büyük büyük laflar edenler…

Geçin bunları geçin. KADIN HER ŞEYDEN ÖNCE,

İNSANDIR, İNSAN.

ALLI TURNAM,

BİZİM ELE VARIRSAN,

SEVGİ SÖYLE, BARIŞ SÖYLE.

BİR DE , KADINLAR,ÖLDÜRÜLMESİN SÖYLE..

DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir