KULE

Özgür Kaplan

BÖyle bir anda boş bulunmuştum ki, elimden kayması ile yere düşüp kırılması bir olmuştu. Yüksek bir yerden geniş açıyla fotoğraf çekme telaşındaydım. Makinem elimden kaydı, kapağı ve objektifi hasar görmüştü. İşin kötüsü içindeki filmde yanmıştı. Söz konusu hikayeyi o yıllarda henüz dünyanın en yüksek birkaç binasından birisi olan Empire State Building binasında yaşamıştım. O günden aklımda kalanlar, biran bile eksik olmayan itfaiye, ambulans, polis sirenlerinin onca yüksekliğin tepesine kadar kulakları tırmalamaktan eksik kalmayan sesiydi. Elbette çok hoş bir şehir manzarasını izlemek yüzlerce metre yükseğe yolculuk yapmanın bir ödülü olsa gerekti.

Amerika göğe doğru yükselen dikey binaları ile gurur duyan bir ülkeydi, bunu biliyorduk elbette. Ama sonraki yıllarda Arap ve uzakdoğu ülkeleri de bu yarışa girdiler, en yüksek bina bizim eserimiz olsun istiyorlardı. Her yeni proje bir öncekinden daha göğe yakın oluyordu artık.

Aslında ilk önce Fransız Eyfel kulesine çıkmıştım, sonra Abd li Empire, Alman Henninger, Malezyalı Petronas, Taiwanlı Taipei gibi kuleleri de ziyaret etmiştim. Bunların yüksekliği dışında ortak özellikleri ticari binalar olarak kullanılmalarıydı. Kimi bira kulesiydi, kimi ticari büro, kimi turistik merkez, kimi de ticari prestij sembolleriydi.

Şimdi İstanbul Çamlıca tepesinde yeni bir kule yükseliyor. Kule bizim, dizayn eden, projeleyen yabancı şirketler. Görüntü kirliliğine çözüm olduğu söyleniyor. Ülkemizin değişik illerinde yurtdışından ithal edilen çöp dağları estetik olmayı bırakın, halk sağlığını tehdit eder durumdayken üstelik. Cumhuriyet gazetesinden Çiğdem Toker 2017 yılında bir yazısında kulenin yapılış amacının ticari olduğunu ve % 50 sinin Varlık fonu diğer kısmının da bir özel şirkete ait olduğunu yazmıştı. Kar amaçlı her şirkette olduğu gibi kurulan bu şirkette de, verici anten olma görevinin dışında, turizm ve ticari işletmecilik için açık olduğu bilgisi de düşülmüştü. Yapılan bu kule elbette kazanılmış bir değerdi. Ama bunu Fransız Eyfel den büyük falan diye yazınca komik olmuyor mu? Eyfel kulesi 1890 yılında yapılmış, bugünden 130 yıl öncesi teknolojisi ile. Kıyaslayacaksak eğer, Eyfel kulesi mimarının İzmir de iki eseri var, biri tarihi Asansör, diğeri Konak Pier, bunlarka kıyaslayalım. Estetik ve mimari değer olarak hangisi daha güzel?

Eğer dikey binalar gerçekten çok değerli görülüyor, göğe doğru yükselen binaların boyu posu bu kadar önemseniyorsa, neden Anadolu halkı yaşadığı büyük kentlerden ve yüksek binalardan kaçarcasına uzaklaşıyor? Bu sorunun yanıtında belli aslında her şey .

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir