1979 yılı üniversite birdeyiz ben Ziraat mühendisliği makine bölümü Yener Endüstri mühendisliği öğrencisiyiz. Nasıl öğrenciysek. İLD’de yöneticiyiz. Öğleye kadar kampüsteyiz sonra İLD örgütlenmesi için sorumlu olduğumuz lise önlerinde civar kahvelerde kafelerde ya da zula bayırlarda kayalıklarda.
Gitmek istemiyoruz kampüse okumak mühendis olmak umrumuzda değil. Tek derdimiz. İLD. Tüm liselere girmeliyiz öbür sol örgütlerin Devrimci Yol, Kurtuluş, Halkın Kurtuluşu falan onların güçlü olduğu bize örgütlenme hakkı tanımadıkları liselerde bile onlardan gizli adam adama örgütleniyoruz. Güçlü olduğumuz liselerde onları engelliyoruz. Merkez yetmiyor bize çevre ilçelerde de yükleniyoruz. Hiç durmuyoruz bildiri afiş yazılama toplantı eğitim deli gibi okuyoruz çalışıyoruz. Çok kalabalık ve çok hırslıyız.
Ne işimiz var kampüste diyorum Yener’e dünya lise var girmemiz gereken büyümemiz gereken. Ben 18, O 20 yaşında. “Öyle değil birader diyor”. “Mötbe’de, Fen Fakültesi’nde maocuları geriletmemiz, mühendislikte güçlenmemiz gerek. Yarım gün buradayız. Anlaşma böyle.” diyor İGD’yle. “Yoksa alırlar bizi İGD’ye “diyor, “parti kararıyla diyerek ikna ediyor” beni. Ne de olsa benden eski örgütte ve 2 yaş büyük benden.
Neyse sabahları buluşuyoruz Konak’ta ben Çimentepe’den o Göztepe’den geliyor. Biniyoruz Bornova otobüsüne kampüs girişinde İGD’ li abi ablalarla buluşuyoruz marşlar sloganlar kampüse giriyoruz. Aklıma gelmişken yazayım pos bıyıklı haki parkalı Ersin Tosun önderliğiyle esir alıyor beni.
Öğlen yine Yener’le birlikte çıkıyoruz kampüsten ne olur olmaz diye çoğu gün silah belinde Yener’in.. Hemen sorumlu olduğumuz liselere gidiyoruz. İşimiz bitince dernekte ya da Osmanoğulları kafede buluşuyoruz. Soğuk bir aralık günü hiç unutmam ikimizde sabah birlikte yediğimiz boyoz yumurtadan başka bir şey yememişiz. Çay içerken midemiz burkuluyor çıkıyoruz dışarıya . Açız. Soruyorum Yener’e “Paran var mı?” diye, “Sadece dolmuş param var” diyor. Ben gevrek alıp geliyorum diyorum. Ama bendeki parada iki gevrek iki peynir almaya yetmiyor. O yüzden iki gevrek alıyorum sadece. Aldığım gevreklerin birini Yener’e veriyorum. Deniz kıyısında kayaların üzerindeyiz. Açlıktan hemen büyük bir ısırık koparıyor gevrekten. Ve soruyor “peynir nerede?”, “Para ancak iki gevreğe yetti.” diyorum. “Ulan” diyor, “Bi gevrek bi peynir alsaydın ya”. Nasılsa bi kaç saat sonra eve gitçez peynirsiz gevrek yenmez diye ekliyor.
O günden sonra onunla hiç peynirsiz gevrek yemedik. Ondan sonra da yemiyorum…

