Bir çift göze baktığınızda gördüğünüz vicdanınızdır

Engin Şirin

Tam da sohbetin ağdalı zamanında geldi telefon. Bir tek Türkan konuşuyor, hepimiz de birer Mr. Spock  olmuş duymaya çalışıyorduk. Oysa duyabildiğimiz sadece Türkan’ın kesik kesik sözleriydi. “Eyvah…” “Aman…” “Yapma…”

Bademler’in karşısından çıktık yola. Önce Neşe’yi bıraktık Urla’ya. Sonra topuk Mordoğan. Yolun kenarında çarpmış bir cip. Görenler bilerek çarptı kaçtı dediler. Alt yola kadar sürünerek gidebilmiş.

Bizi bekliyordu.  Kardeşi hemen yanındaydı. Acılarına ortak olmaya çalışıyordu. En yakın dostları Şakir ve Haydut da yalnız bırakmamıştı yaralı haliyle.

Kamil arabadan adete fırladı. İşte o an gözlerini gördüm. Gözleriyle konuşuyor, “kurtarın beni. Dindirin acımı” diyordu. Üzerine eğildi ve “Kızım… Neler yaptılar sana…“ dedi boğuk bir sesle. Sesiyle acılarına ortak oluyordu adeta. İyice kararmış havada, Güner Hanım başında beklemiş yalnız bırakmamıştı. Herkes önce toplanmış, bir iki  “ah, vah” tan sonra evlerine dönmüştü.

Kamil  kucakladı, büyük bir zorlukla arabanın arkasına yerleştirdi. Arka koltuğa serilen kilimler yetmiyordu.  Türkan ve Fatmagül’ün üstü başı salya içindeydi.

Zaten araba çarpmış zavallı şokta, acı da çektiği her halinden belli. Bir de arabanın stresi. Zeyna’yı arkada iki kişi zor zapt ediyor.  Zeyna adını pençelerinden alıyor. Sanki aslan pençesi. Savaşçı olacağı her halinden belli.

Sokak köpeği bir annenin dokuz yavrusundan hayatta kalabilen birkaçından biri. Doğduktan hemen sonra yoğun bir uyuz ortamından duyarlı insanlar sayesinde kurtuldular. Kardeş Pamuk’la birlikte Türkanlar’ın bahçesine konuşlandılar. Dört köpek, dağ tepe, köpek olmanın her türlü özgürlüğünü sürdürüyorlardı.

Kardeşi ve diğer ikisi uzun bir süre içinde Zeyna’nın olduğu arabamızı takip etti.

Veteriner arıyoruz. Bulabilirsen bul. Zeytinalanı’na geldik. Bir tabela yedi çarpı yirmi dört açık veteriner.  Ama kapı duvar… Telefona klasik yanıt, “Üzgünüm, İzmir’deyim.”

Yola ve aramaya devam.

Kafamda türlü düşünceler… Zeyna’dan utanıyorum. İnsanın bile değerinin ne olduğu belli olan bir ülkede hayvanlar ne yapsın. Yol kenarında mı bırakılsın?

Ya biz de o kadar yolu tepmeseydik…  İzmir Basın Grubu’ndaki Veteriner Hekimleri Odası Başkanı’nın basın açıklamalarındaki yüzü geliyor gözümün önüne. Her açıklamada sadece O’nun yüzü.

Veteriner hekimlere gıcık gitmeye başladım. Haksızlık ettiğimi de düşünmeme rağmen yine de haklıyım…

“Nöbetçi eczane gibi her ilçede bir nöbetçi hekim olamaz mı?” diyorum.

“Tek çözüm var” diyor Kamil. Oldukça sinirli Urla Devlet Hastanesi’ni gösteriyor. “Bunların her birinin bahçesine birer konteyner koyup Acil veterinerlik yapılsa biz de bu hayvan da bu çileyi çekmez…” Haklı gibi…

İzmir’e geldik. Veteriner hekim mi? Hak getire.

Karataşta bulduk. Altın madeni bulmuş kapitalist yamyamlar gibi sevindik. Zeyna içeri alındı.  Çok ciddi ama bir o kadar da sahte bir sorgulama “Hastanın adı… Sahibinin adı… Kimlik no… telefon… e posta…” “Gözlem altında tutulacak… stresi geçince yarın sabah filmi çekilecek… iç kanamaya karşı iğne yapıldı…”  Buraya kadar tamam…. Da…….. “Beş yüz lira” kaparo”

Aman ben yandım yandım yandım yandım.

“Vermezsek?” “Alın gidin”, “Almadan gidersek?” “Amman abi, bu stajı zor bulduk. Bizi yakma…”

Yaşadıklarım kabus olmalı.  Hem de sultan kâbus.

Herkesin haklı olduğu yerdeyim

Ah, Büyük İskender olsaydım.

Kılıcımı çekip kördüğüme vursaydım.

Paramparça etseydim. O kör düğümü.

Veteriner hekimlerin de çok sıkıntıda olduğunu öğreniyorum. Şanslı sokak hayvanlarını getirenler, paraları olmadığı için kliniklerin yakınlarına bırakılıp kaçıyorlarmış. “Bakmak zorundayız ama nereye kadar?”

Anlayabildiğim kadar durumun iki ucu batmış değil. Tamamen dibine kadar gömülmüş.

Ertesi gün aldık hastamızı. Kalçası çıkmış. Hesap altı yüz elli lira. Yanlış anlamayın kliniği suçlamıyorum bu haksızlık olur. Kırık var… platin… ameliyat… filan dese ödememiz daha da uçacak. Bir şekilde bulacağız.

Gözlerini gördük bir kere. İnsanız… Vicdanımız var.

Zeyna’yı doğal yaşama alanına götürürken, “Kamil” dedim. “Haklısın.”

“Yaşadıklarımızı bir kere yaşayan, çarptığı hayvanı kurtarmak için uğraşmaz… Uğraşamaz.” ,”Vakti ve parası yetemez çünkü”

Belediyeler hiçbir kesimi tatmin etmeyen “hayvan barınakları” ile uğraşmasın.

Her ilçede hayvan ambulanslar olsun yedi çarpı yirmi dört hizmet veren. Acil servisler olsun. Olsun da isterse konteynerden olsun.

Ya da her ilçede bir hastane var kapısına bir ambulans, bahçesine bir konteyner. Çok mu zor….

Kamil haklı….

Yaralı hayvanlarımız insanca taşınabilsin…

Vicdanlı insanlar vicdanlarına mahkum edilmesin…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir