NÂZIM HİKMET’LE GEORGE ORWELL NEREDE BULUŞUR?

George Orwell. Herkesin en azından 1984 ve Hayvan Çiftliği adlı romanlarından tanıdığı ünlü İngiliz yazarı.

George Orwell kendisini “her türlü totalitarizme karşı bir demokratik sosyalist” olarak tanımlayan bir aydın.

1984‘ün de Hayvan Çiftliği‘nin de temelinde aynı ruh hâli vardır: Yönetenlerin devletinin, yığınlar üzerinde baskı ve zulüm makinelerine dönüşmesine karşı aydın tepkisini ortaya koymak.

1949 yılında kaleme alıp yayımlattığı 1984 adlı romanında, gününden 35 yıl sonraya giderek 1984 yılında İngiltere’de kurulmuş olan “sosyalist” düzende, “Büyük Ağabey Gözlüyor!” yazılarının gözünüzü çevirdiğiniz her yerde karşınıza çıktığı bir ülkede, yatak odalarımıza kadar yerleştirilmiş devlet kameralarının yaşamı tüm halka nasıl zindan ettiğini görürüz. O gün sanatçının, Stalin dönemi uygulamalarından yola çıkarak hayalinde kurguladığı (distopik) bu düzeni kurmak, “sosyalizm”e değil ama günümüzde “kapitalizm”e nasip oldu!.. Bugün artık dünyanın hemen her yerinde “Büyük Ağabeyler” ne yiyip ne içtiğimizden kimle gün içinde nerede, ne zaman, ne konuştuğumuza; siyasal, dinsel, cinsel vb. vb. tercihlerimizin neler olduğuna dair her şeyimizi, her ânımızı izlemekte, dinlemekte, gözlemekte!..

Hayvan Çiftliği, yazarın 1945 yılında kaleme aldığı, çiftlik sahibine isyan ederek örgütlenen ve yönetime el koyan hayvanların, kendi bürokrasilerini, ast-üst ilişkilerini oluşturarak nasıl yeniden bir zulüm düzeni oluşturduklarının fabl tarzı hikâyesi. SSCB’de uygulanan “sosyalizm”e yönelik bir eleştiri romanı, bir satir.

Hayvan Çiftliği adlı romanında SSCB’nin kuruluşundan itibaren meydana gelen önemli olayları ama özellikle Stalin dönemine göndermeler yaparak kara mizah yoluyla ve mecazi bir dille anlatır. Hayvan Çiftliği yayınlandığı dönemden bugüne çok yankı uyandırmış ve genelde olumlu eleştiriler almıştır. 1945’ten bugüne Hayvan Çiftliği her ülkede en çok ilgi gören ve okunan yapıtlar arasında yer almıştır. Stalinci Marksist akımlar ise yazarı liberal bir burjuva aydını” olarak görmüş ve romanı “anti-komünist, karşı-devrimci bir kitap” olarak değerlendirmiştir.

Gelelim Nâzım‘a. Komünistliğinden hemen hemen kimsenin kuşku duymadığı, Lenin ve Stalin dönemlerinde TKP‘nin her daim üyesi ve hem düşüncelerinin hem de bu üyeliğin faturasını fazlasıyla ödemiş bir yeryüzü sanatçısı. Ülkesinde yaşama şansı kalmayınca da ömrünün kalan yıllarını “sosyalizmin kalesi” olarak gördüğü, idealindeki dünyanın ilk tohumlarının yeşerdiğini düşündüğü ülkede geçiren büyük Türk şairi.

Onun da Hayvan Çiftliği‘nin yayımlanmasının dokuz yıl sonrasında 1954‘te yayımlanan, Sovyetler Birliği’nde ilk kez 11 Mayıs 1957‘de sahnelenen ve büyük ilgi gören üç perdelik bir oyunu var: “İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?”

Önce SSCB‘de, Fransa‘da, sonra Türkçe olarak Sofya‘da yayımlanan oyun Türkiye’de ilk kez 1985’te Kaynak Yayınları tarafından yayımlanır. Pek çok ülkede yıllardır değişik isimler altında sahnelenir. Ama asıl ilginç olan şudur:

Oyun SSCB‘de ilki 1957’de Moskova Satir Tiyatrosunda olmak üzere birkaç kez oynanmasının ardından sahnelerden kaldırılır, ardından da fiili olarak yasaklanır. Peki neden? Nedir bu oyunun konusu ve verdiği mesaj?

Nâzım‘ın bu oyununda anlattığı; bir Sovyet kasabasında, Petrof adlı bir yöneticinin, eski bir tesviyeci ve işçi önderinin, son derece namuslu, adaletli bir yöneticinin, İvan İvanoviç adlı kötü niyetli birinin aklına uyarak ve dostlarının uyarılarına kulaklarını tıkayarak adım adım nasıl yozlaştığı, işçi ve emekçilerden koptuğu ve tam bir bürokrata dönüştüğünün hikâyesidir. Gelinen noktada Petrof, artık çekinilen, korkuya dayalı bir saygı gören, tam bir “âmir”dir.

İşte tam bu noktada Nâzım‘la Orwell‘in yolları kesişir. Hayvan Çiftliği‘nde hayvan ayaklanmasında önderliği yapan domuzların bir süre sonra giderek bir üst sınıf hâline ve Napeleon adlı domuzun şahsında bir “kişi diktatörlüğü “ne nasıl dönüşerek eskisinden daha da zalim bir düzen kurduğu anlatılırken Nâzım‘ın oyununda Petrof’un şahsında en iyi sosyalistlerin bile etki altında kalarak yozlaşabileceği olasılığı düzenin egemenlerine ve elbette halka, işçi sınıfına gösterilmek, İvan İvanoviç şahsında sosyalizmde de kötü niyetlilerin varlığı ve her an “iyileri baştan çıkarabileceği” uyarısı yapılmak istenmiştir. Orwell bürokratik yozlaşmayı yaşanan bir gerçeklik olarak hayvanların şansında gösterirken Nâzım, bunu en azından bir olasılık düzeyinde görmüş, belki de gördüğü gerçekliği sadece bir kasaba yöneticisi şahsında göstererek kendisine yöneltilebilecek daha ağır bir saldırıyı önlemek, en azından hafifletmek istemiştir. Burada Nâzım‘a bir haksızlık yapmamak için şunu belirtelim: Nâzım, sosyalizmin kuruluş sürecinde birtakım aksaklıklar ve sorunlar olduğunu görmekle birlikte elbette o günün ruh hâli içinde bunları üstesinden gelinebilecek, eski toplumdan devralınan birer tortu olarak görmüş ve göstermiş olmalıdır.

Toparlarsak, iki yapıtın yayımlanma tarihlerinin bu kadar yakın olması, yazarlarının dünya görüşlerindeki büyük farklılığa karşın aynı tehlikeyi görüp göstermesi “gerçek aydın” konusunda ufkumuzu ne güzel açıyor: Gerçek aydın, dünya görüşü ne olursa olsun, hiçbir yanlışın yanında saf tutmayan, gerektiğinde kendi dünya görüşünün yansıması biçiminde olan uygulamalara da tepki göstermeyi aydın olma onurunun olmazsa olmaz bileşeni olarak gören kişidir.

Anılarına saygıyla…

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir