Seyfi Elçiboğa
Bir akrabam, Cüneyt Elçiboğa, bana kendisi ve diğer iki akrabamıza ait bu ayki üç elektrik faturası bedelini yazarak mağduriyetini iletti. Faturalar 1570, 1720 ve 1901 TL tutarındaydı. Yazar mısın, dedi. Yine bir akrabam olan Ata Elik ile görüştüm. Ata Elik, emekli aylığı olarak bu ay 1571 TL maaş aldığını ama bu ay 1901 TL tutarında elektrik faturası geldiğini, faturayı alıp adını yazamayacağım elektrik dağıtım müdürlüğüne itiraz etmeye gittiğini, ancak müdürlüğün ellerinden bir şey gelmediğini, bu faturayı ödemesi gerektiğini kendisine ilettiklerini anlattı. Çok mağdur durumdaydı, öfkeliydi. Buna çok üzülerek bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Sayılar sizi sıkmayacaksa, biraz da sabırla okursanız faturaların neden böyle arttığını ve tekrar nasıl düşürülebileceğini size anlatmaya çalışacağım.
2022 yılına birkaç saat kala saat 24:00’dan itibaren elektrik kwh bedeline yüklü miktarda zam geleceği haberi ile sarsılıyorduk. Konutlar için tarifeli ücretlendirmeye geçiliyor, elektrik tüketiminde yeni yıldan itibaren 150 kwh’a kadar tüketimler için %50, 150 kwh üzerindeki tüketimler için %127 zam yapılıyordu.
Ülkemizde hane başına ortalama elektrik tüketimi 253 kwh olarak hesaplanır. Bu durumda tek zamanlı elektrik tarifesi için hane başına fatura bedeli ortalama 417,68 TL tutar. Asgari ücretin 4.253 TL olduğunu hatırlatarak bu haksız artışın nedenleri ve sonuçları üzerinde düşünelim.
Dünyada elektriğin ortalama kwh bedeli 0,138 dolardır. Fosil yakıt yönünden zayıf olan Avrupa ülkelerinde elektrik fiyatları genellikle dünya ortalamasının iki katı civarındadır. Örneğin Almanya’da 1 kwh elektrik bedeli 0,370 dolar, Türkiye’de ise 1 kwh elektrik bedeli 0,153 dolardır.
Kıyaslama yapabilmek için verileri Vikipedi, EPDK, TEİAŞ, EMO, ETKB, TÜİK ve EUROSTAT sitelerinden seçerek, çeşitli ülkelerde yaşayan insanların 1 kwh elektrik bedelini ödeyebilmek için asgari ücretle ne kadar süre çalışması gerektiğini hesapladım. Buna göre;
Ülke : 1 kwh bedeli: İş emek süresi:
Fransa 0,211 dolar 63 saniye
ABD 0,159 dolar 79 saniye
İspanya 0,236 dolar 133 saniye
Yunanistan 0,213 dolar 195 saniye
Türkiye 0,153 dolar 346 saniye
Görüldüğü gibi 1 kwh elektrik tüketimini ödeyebilmek adına Türkiye’de bir asgari ücretlinin tam 346 saniye çalışması gerekir. Aynı şekilde hane halkı ortalaması olan 253 kwh tüketim bedelini ödeyebilmek için bir asgari ücretlinin 24 saat 19 dakika kadar mesai yapması, yani 3 iş günü kadar bir süre çalışması gerekecektir. Öyleyse Türkiyeli bir çalışan Fransalı bir çalışana göre tam 5,5 kat daha fazla çalışmak zorunda kalacaktır. Sonuç olarak gelişmiş ülkelerin çalışma bedeli ile elektrik fiyatları karşılaştırıldığında Türkiye’de elektrik fiyatları son derece yüksek çıkmaktadır.
Ülkemizde en düşük emekli aylığının 2.500 TL olduğunu hatırlayalım. Tablonun ne denli vahim bir hal alacağını okuyucunun hayal gücüne bırakıyorum. Şimdi elektriğin insafsızca fiyatlanmasının nedenleri üzerinde kafa yoralım.
Türkiye’de petrol üretimi tüketimin ancak %9’unu karşılayabilmektedir. Termik santraller için kömür madenlerinin kalitesi yetersizdir. Bu nedenle elektrik üretiminin %72,5’i dışardan satın alınan doğalgaz, fosil yakıt ve linyit ile karşılansa da ürettiği elektrik ile Türkiye, ülkeler sıralamasında hiç de fena sayılmayacak bir konumda, 15. sırada, yer alır.
Türkiye’de elektrik üretimi kamu eliyle yapılırken 1953 yılında Çukurova ve Kepez özel şirketleri elektrik üretimine dahil olur. 1970 yılında Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) faaliyete başlar. 2013 yılına değin elektrik üretim ve dağıtımı yüzde 80’in üzerinde devlet tarafından yapılır. 1990’da Kayseri’de başlayan elektrik dağıtım hakkının özelleştirilmesi hamlesi uzun yıllar uygulanmaz, ancak 2013 yılında elektrik dağıtımı TEDAŞ’tan alınarak 2036 yılına değin tüm dağıtım tamamen özelleştirilir. Hükümet, TEDAŞ’ın özelleştirilmesi işinden 15,8 milyar doları hazineye aktarmış olur. Gerekçe TEDAŞ’ın senede 1 milyar TL zarar etmesi, kaçak elektrik oranı (%20) ve tahsil edilemeyen fatura miktarı (%15) olur. Günümüzde elektrik üretiminin %21,5 kamu, % 78,5 özel girişime ait olurken, elektrik dağıtımı tamamen özel şirketler eliyle yapılır.
TEDAŞ’ın özelleştirilmesi sorunları çözdü mü diye bakıldığında ilk karşımıza çıkan Türk Telekom gibi diğer özelleştirmelerde de yaşanan fahiş fiyat artışları olur. Özel dağıtım şirketleri kaçak elektrik kullanımını engelleyemeyince kayıp kaçak elektrik bedeli faturasını ödeyen dürüst vatandaşların sırtına yüklenir. Ödenemeyen fatura bedelleri için de elektrik kesintisi ve icra takibi uygulamasına başlanır. Bütün bunlar birer başarı hamlesi olarak gösterilir.
1984 senesinden bugüne göz attığımızda 1984 yılında 30,61 TWh olan elektrik üretimi 2003 yılında 140,58 TWh değerine ulaşır; 19 yıllık artış oranı %459 olur. 2003 yılındaki elektrik üretim miktarı ise 2020’de 306,41 TWh olur; bu yıllar arasındaki artış oranı %217 olur. Üstelik 1984-2003 arası yıllarda dışardan alınan toplam elektrik miktarı 6,67 TWh iken 2003-2020 döneminde 36,55 TWh değerine ulaşır. Yani dışardan satın alınan elektrik miktarının %548 artmış olduğu ortaya çıkar. Elektrik üretiminde kamu ile özel sektör performansı karşılaştırıldığında kamunun açık ara daha yüksek bir performans gösterdiği görülür. Sormak lazım, özel sektör neden daha iyi bir performans gösteremedi?
Elektrik üretiminde Türkiye, rüzgar, güneş ve jeotermal kaynaklar konusunda son derece zengin olanaklara sahiptir. 2003 yılında hidroelektrik santrali hariç temiz enerjinin payı %0,1’den 2019 yılında % 16,5’e ulaşır. Takdir ettiğim bu artış eş zamanlı olarak tüm ülkelerde, özellikle de GES’lerde (Güneş Enerjisi Santralleri), yaşanır. (Okuyucunun kıyaslama yapabilmesi için Almanya’nın 2019 yılına ait verileri şöyledir: (rüzgar+güneş+biyokütle) tüm elektrik üretimi içindeki payı %42,7’dir.) Bu süre zarfında maalesef doğalgaz kaynaklı elektrik santrallerinin payı da %18’den % 28,4’e çıkar. Böylece Türkiye’de, doğalgaz nedeniyle dışa bağımlılık artmış olur. Örneğin 24.01.2022’de 3 gün(?) süreceği ilan edilen OSB’lerdeki elektrik kesintisinin sebebi İran’ın doğalgazı kısmasıdır. Bunun nedeni ne olursa olsun ülke ekonomisine büyük bir zarar vereceği ortadadır. Bir süt veya et üretim fabrikası soğutma ünitesini değil 3 gün, 3 saat bile kapatamaz, gerisini varın siz düşünün.
Anlaşılıyor ki hem planlama, hem üretim, hem de dağıtım konusunda aşılamayan sorunlarımız var. Mesela GES’ler ancak 2014 yılından itibaren yaygınlaşmıştır. En büyük güneş enerjisi panel üreticisi Çin’den alınan hücreler ile GES’ler kurulur. Önce ekipman üretimi ve ardından çatılarda ve yollarda güneş enerjisi kullanımı teşvik edilmedi. Bu alanda hâlâ %18 KDV alan hükümet teşvikten uzaktır. İhtiyacımız olmadığı halde Rusya ile politik münasebetler sebebiyle Akkuyu’da nükleer santral yapıyoruz. Çevre felaketi korkunç boyutlarda, üstelik maliyetli olmasına rağmen HES ve Termik santral yapmaya devam ediyoruz.
TEİAŞ Elektrik İletim Sistemi On Yıllık Gelişim Planını yayınlamıyor. Elektrik Dağıtım Bölgelerinde On Yıllık Talep Tahmini raporunu ise 2016 yılına dek hiç yayınlamadı. Planlamadaki sorunlara örnek vermek gerekirse Ocak 2020 itibariyle önlisans için başvuruda bulunan elektrik üretimi için 2380 projenin 493 adedi sonlandırıldı. 5 yılda tamamlanması gereken santrallerin sadece %9,8’i tamamlanmak üzere olduğu halde süreyi aşmış ya da kuruluşu geciktirmiş diğerleri için hiçbir yaptırım ve ceza uygulanmadı.
Dağıtım hatlarının önemli bir kısmı tek yönlü, planlandığı gibi önemli hatların çift taraflı elektrik iletimine geçmesi sağlanamadı. Kendi kazancını kamu yararının üzerinde tutan özel sektör enerji fiyatları anlık düşüş yaşadığında kâr etmeyeceği gerekçesiyle enerji üretmeyebiliyor ve ülkemizin enerji sistemini riske sokabiliyor. Eskiyen altyapının yenilenmesi, en yeni teknolojilere geçilmesi, kaynakların bölgesel konumlarının ve zamanlamasının kamu yararına göre değerlendirilmesi hükümetin sorumluluğundadır. Sadece büyümeyi değil insan ve biyolojik çevrenin sağlığını riske etmeyecek sürdürülebilir ve düşük maliyetli temiz enerjinin düşük fiyatla arzını sağlamak için de özel sektörün insafına güvenilmez. Bu iş kamu yararını gözeten bir planlama dahilinde kamu kuruluşlarıyla gerçekleştirilmelidir.
Elektriğin kamu eliyle üretim ve dağıtımına karşı sıklıkla dile getirilen “kamu personeli ile bu yatırımlar yapılamaz” safsatası için cevaben birkaç söz söylemek istiyorum. Eskiden beri Ankara’da dayısı olanın kamuda iş bulabildiği ve hatta kimi bakanların kendi bakanlıklarını adeta hemşeri derneğine çevirdiği malumdur. Bu sayede özellikle yönetici pozisyonunda kamu hizmet seviyesini aşağı çekecek düzeyde düzeysiz personelle hizmetlerin aksaması bir hakikat oldu.
Başlangıçta hemen her kurum ataması 1999’a değin kurumsal düzeyde yapılan sınavlarla olan kamu personel alımı bu tarihten sonra merkezi yolla önce DMS, ardından KPSS adıyla yapılır oldu. Amaç personel alımında kayırmacılığın ve liyakatsizliğin önlenmesiydi. Bu defa merkezi alımın etrafından dolaşmak ve parti taraftarlarının artan istihdam talebini gidermek için 2003 yılından itibaren bir yandan firma işçisi adı altında taşeron alımı yapılırken bir yandan da Gümrük, TCMB, Dışişleri, Tüpraş gibi birçok kamu kurumu KPSS dışına çıkarılır. Öyle ki 2003 yılında kamuda 3.500 civarında olan taşeron işçi sayısı 2015 yılında 830 bin civarında bir sayıya ulaşır. Kamuda şeflik, uzmanlık ve müdürlük gibi alt kademe yöneticiler için nadiren de olsa sınavlar yapılır. Çoğu yönetici pozisyonu vekaleten yürütülür.
En az kırk yıldır daire başkanı, bölge müdürü, başmüdür, müşavir, genel müdür yardımcısı, genel müdür, yönetim kurulu üyesi ve yönetim kurulu başkanı siyasetçilerin ataması ile yapılır. Ve maalesef genel müdür ile yönetim kurulu başkanı gibi kademelere daima kurum dışından ve hizmetler hakkında deneyimi olmayan kişiler atanır. Mesela iki yıldızlı bir komiser bir başka şehre emniyet müdürü yapılır, vasıfsız bir memur başka bir şehre bölge müdürü olarak atanır. Anlamak için şöyle bir örnek vermek istiyorum: ordumuzun kadro rejimi diğer kamu kurumları ile benzer olsaydı şayet, orduya asteğmen olarak başlayan bir subay en fazla yüzbaşı olabilecek, siyasetçiler istediklerini albay, general olarak atayabilecek ve kim bilir belki eski bir belediye başkanını Kara Kuvvetleri Komutanı olarak atayabileceklerdi. Bu durumda işlevsiz kalacak ordumuzu özelleştirmeyi teklif dahi edebilirlerdi. Yapısına müdahale ederek işlevsizleştirdikleri kamu işletmelerini satışa koymak nasıl bir sorumsuzluk örneğidir değil mi? Oysa çözüm personel rejiminde reform yapılmasıdır. Yükselme, yer değiştirme ile özlük haklarının iyileştirilmesi ve en az ordulardaki gibi işleyen bir liyakat sisteminin temin edilmesi mümkün olursa, o zaman kamu hizmetlerinin çok daha mükemmel işler başarabileceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Özetle Tekel ve Şeker fabrikaları özelleştirildi tütün ve şekerpancarı üreticisi çiftçilikten uzaklaştı, işsizlik arttı, şeker ve sigara fiyatları uçtu. Türk Telekom özelleştirildi, satın alan Lübnanlı Hariri ailesi içini boşaltıp bankalara borçlandığı ve dışarıya para kaçırdığı halde beş kuruş ödeme yapmayarak Türkiye’yi dolandırdı gitti. Telefon faturaları uçtu, internet ve altyapı faaliyetleri on yıl boyunca yerinde saydı. Bugün aynısını Elektrik için konuşur olmamızın arkasında yatan sebepler bunlardır.
Düşük dolar kuru üzerinden borçlanıp yüksek kur nedeniyle zarar ettiğini ifade eden şirketlerin zararı halkın sırtına yıkılmıştır. Maalesef hükümet kendisine oy veren geniş halk kitlesini oluşturan garibanları değil kendisini fonlayan şirket sahiplerini memnun etmeyi tercih etmiştir. Hükümet politikası şöyledir: Garibanın 100 liralık elektrik faturasını 200 liraya çıkartırsan bas bas bağırır; onun yerine faturayı 500 liraya çıkart, 130 lira da destek indirimi yap, 100 liralık faturaya 370 lira ödeyince kendini ayrıcalıklı sanan gariban, beddua edeceğine senin gibi dolandırıcıya şükretsin!
Elektrik, su ve internet artık olmazsa olmaz kabilinden ihtiyaçlar haline geldiği halde yaşadığımız çağda suyu, elektriği ve interneti kesmek insani değildir. Bu fiyatlarla asgari tüketimin dolaylı olarak önlenmesi de insani değildir. Eşitlik ve adalet duygusunun zedelenmesine yol açar. Üretim ve dağıtım sağlıklı bir planlama ile arz edilirse kamuyu önceleyen asgari tüketim hakkı da sağlanabilir. Kimseyi bu haktan mahrum edemeyiz, etmemeliyiz.

