NASILSIN?

Güngör Kırkaya Deveci

Bin yılların, beş bin yılların az geldiği bir uygarlık beşiğidir Anadolu.  Köklü bir kültürün kaynaştığı bölünmez bir bütünlüktür aynı zamanda. . .

Tarihi hazineleri, eski eserleri, folklor zenginlikleri, doğa güzellikleriyle her an yeniden keşfedilmeye hazır bir ülkedir bu vatan.

Açılmamış sayfaları, duyulmamış sözleri, derlenmemiş türküleri, öyküleri, masalları, destanları, bilinmeyen ozanları ile bitmez, tükenmez Anadolu.

Gelin görün ki bu güzel toprakların çektiği acılar anlatmakla bitmez, bitmeyecek.  Sabahattin Ali’nin dediği gibi aynı zamanda bu topraklar ölmenin ve öldürmenin en kolay olduğu topraklardır.  Anadolu ne yazıktır ki kendi yavrularını koruyamamıştır.

Bu ülkede kadın olmak, çocuk olmak, genç olmak, hayvan, bitki, çiçek, ağaç olmak bile çok zordur.  Yani demem o ki bu ülkede, düşünen, sorgulayan, üreten insan olmak ne zor dostlar.

Dil, sürekli değişen ve gelişen canlı bir varlıktır.  İnsanlar arasında iletişimi sağlayan en önemli araçtır.  Bazen bir söz, bir tümce dünyalar kurabildiği gibi bazen de dünyaları yıkar, devirir geçer.

Bir ana düşünün, yavrusuna özlemler içerisinde kıvranan.  Ama Türkçe bilmediği için onu gidip göremeyen.  Cezaevindeki yavrusunu tam yedi yıldır, ne haldedir, nasıldır? Diye bilmeden, görmeden yaşayan!…

Analarımız.  Doğuran, büyüten, koruyan, kollayan cefakar analarımız.  Çocuklarının kirli gömleklerini özlemle bağrına basıp koklayan analarımız.  Ya yıllardır sokaklarda yavrularının kemiklerini olsun bulmaya çalışan, mücadele eden Cumartesi anaları. . .

Nedir bu ülkede analarımızın çektiği.  “Ben geldim anne hayırsızın.  “Tümcesini duymak için bile canlarını verecek olan analarımız

Her şeyin yasak olduğu bu ülkede insanların ana dilini yasakladılar.  Oysa insanlar ana dilleriyle vardır.  Çekilen zulümler, işkenceler, acılar yetmezmiş gibi diller de aynı zulme uğradı.  Düşünebiliyor musunuz? Dillerin bile yasaklandığı bir ülke!…  Sadece bu mu? Sokakta gülemeyen, kahkaha atamayan kadınlar.  Gülmenin, sevmenin, mutlu olmanın yasaklandığı bir ülke!…

Ve Türkçe konuşamadığı için kendi yurdunda evladını göremeyen analar. . .

Dili, dini, cinsi, mezhebi ne olursa olsun, insanı severiz yaradandan ötürü diyen atalarımızın torunlarıyız. Bu ayrım, bu zulüm niye ?

Anadolu’nun bağrı yanık, çilekeş anaları. . . Tüm bunlardan yıkar mı sandınız? Kamber’in anası da yılmadı. Kızının öğrettiği bir tümce ile yavrusuna kavuştu. Bu öyle bir tümceydi ki içerisine dünyaları sığdırdı.

Özlemini, sevgisini, kuşkularını, oğluna haykırmak istediklerini, bu düzene isyanını tek tümcede haykırdı.

KAMBER ATEŞ NASILSIN?

KAMBER ATEŞ NASILSIN?

NASILSIN KAMBER ATEŞ?

Sevmelere doyamadığım yavrum. Saçının teline kıyamadığım yavrum. Dağlara, başı karlı, dumanlı dağlara haykırdım sevgimi, öfkemi, isyanımı. Şimdi seni görmeye geldim

Anadolu insanı, Anadolu’nun bereketini, sevgisinin büyüklüğünü, yaşlı bir ananın bu tümcesinde bulmuştur. Ayrıca Anadolu’da tarihin ilk günlerinden beri ana sevgisiyle, Anadolu sevgisi birbirinden ayrılmaz, bir bütündür.

Düşünüyorum da yaşamda hiçbir şey kendimize ait değil sanki. Yaşanılmamış ya da yarım bırakılmış o kadar çok şey var ki geride!…

Bu ülkede yaşananları, Anadolu insanının çektiklerini anlatmaya dil yetmez. Utanır diller, utanır kalemler. . . Oysa Anadolu dosttur. Bu öyle bir dostluktur ki !… Ege’de diz vurur efeler, Karadeniz de horon teperler, halaylar, zeybekler, roman havası vb. Gökkuşağı gibi rengarenk Sevgi yumağıdır Anadolu.

Bir insanı kendi değer yargısı da küçültecek hiçbir şeyi yazma, söyleme, yasaklama ve aşağılama hakkına sahip değiliz. Hele bu diliyse. Önemli olan bizim onun hakkında ne düşündüğümüz değil, onun kendi hakkında ne düşündüğümüz.

Bir insanın onurunu incitmek cinayettir. Dilde insanların onurudur.

KAMBERLERE VE ONLARI DOĞURAN ANALARA SELAM OLSUN.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir