Güngör Kırkaya Deveci
Bak şu bebelerin güzelliğine
Kaşı destan, gözü destan,
Elleri kan içinde…
Kan, kan her yer yine kan. Kan içmeye doymayan, doyamayan vampirler yine iş başında. Kanla dolu bu dünyada yaşamak insana tiksinti, ürperti ve korku veriyor.
Daha dün gibi Aylan bebeğin Ege Sahillerine vurduğu görüntüsü. Daha dün gibi evlerinin camları olmadığı için donarak ölen Ayaz bebeğin annesinin çığlıkları. Bu güzelim, bu masum çocukların çektikleri yetmedi mi ? Ne bu hırs, bu açgözlülük, bu doymazlık.
Bizler çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler dedikçe tam tersi oluyor. Anaların gözyaşları dinmiyor. Yaralı ve yanık yürekleriyle haykırıyorlar, savaşlar olmasın diye. Duymuyorlar. Ne yazık ki gözler kör, kulaklar sağır olmuş. İnsan olmaktan utanır olduk. Yeter, yeter artık.
Karanlıklar boyanmış uçsuz bucaksız bir boşlukta, varoluşla, yok oluş arasında bir yerdeyim. Ne insanım ne de başka bir yaratığım. Bilmiyorum ve hiçbir şey düşünmek istemiyorum. Yalnızlığım, çaresizliğim beni yok ediyor. Evrende küçücük bir zerre haline getiriyor. Güvensizlik duygularıyla bağlıyım tüm insanlara … Duyumsadıklarım, anlamsızlığın ötesinde, yeniden boy veren başka duygular sanki.
Olaylar neden beklediğimiz, istediğimiz boyutlarda gelişmiyor. Sanırım hiçbir şey bizim elimizde değil. Yalnızca olayların akışına kapılıp belirsizliklerin içine sürükleniyoruz. Çoğu zaman aklın, mantığın, tecrübenin ya da inancın değeri ve anlamı yokmuş gibi geliyor bana. Belki de insanoğlu korkaklığının gerisine gizlenmiştir. Bu da onun işine geliyordur kim bilir ?.. Belki de saldırmak korkaklığın dışa vurumudur.
Yaşam yeri geldiğinde kendisiyle, yeri geldiğinde de toplumla savaşan yüreklere bağımlı olur. Kim bilir savaşların çıkması bu yüzdendir. Zaten insanoğlu hep savaş içerisinde değil midir? Doğaya karşı savaş, açlığa karşı savaş, virüslere karşı savaş … Kısacası savaş yaşamın her alanında var. Belki yaşamak savaşmaktır. Bunu anlayabiliyorum. Ama insanın insana olan zulmünü anlayamıyorum.
Eşinin adı Savaş, oğlunun adı Savaş olan biri olarak SAVAŞA HAYIR demem ne kadar inandırıcıdır bilmiyorum ama. Şaka bir tarafa. Düşünsenize, tarihi savaşlarla dolu bu topraklarda, çocuklarının adını bile Savaş koyabilecek kadar savaşla iç içe yaşamış insanlarımız. Köleci anlayışın, sürekli beslediği savaş çığırtkanlarına ne demeli?
Söyleyin !.. Uygarlığın soğuk çelikleri arasında üşüyen ve yalnızlaşan bugünün insanını, hangi ana bağrına basacak. Hangi ana sevgiyle doyuracaktır söyleyin !..
İnsanların ölümünden çıkar sağlayanlarla, zulmün elini kolunu sallayarak dolaştığı günümüz dünyasında insanoğlu, gerçekten mutlu olmayı düşlüyorsa yazgısını değiştirmek zorundadır …
Biliyoruz ki atılan her kurşun, her bomba bir ananın yüreğinde patlamaktadır. Analar ve çocukları … Anlamıyorum, daha ne kadar ağlayacak çocuklarımız, analarımız . Bu çıkar savaşları yetsin artık. Yetsin artık analarımızın gözyaşları.
Peki, insanlığın gözyaşlarını , bombalar altında kalmış çocuğun gözlerindeki korkuyu silen , soğuk sularda bir parça balığın peşinden koşan balıkçının yüreğini ısıtan , kömür madenlerindeki binlerce işçinin karanlık yolunu aydınlatan , kendi yurdunda ölüme ramak kalmış o güzel insanların dudaklarını ıslatacak o sevgi nerede acaba ?
Oysa ölüm acılarıyla, kanayan yüreğine taş basacak sağanaklar olmalı. Sevgi selleriyle coşmalıyız. Bu dünya sevmeyi unuttu mu yoksa?
Nazım, ne güzel anlatmış,
Bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine.
Ne yazıktır ki ne hür olabildik ne de kardeşçe yaşayabildik bu gökyüzü altında …
Sonra ne mi oldu? Dost düşman bütün insanlar sustu sustu sustu !..
Yalnız analar ağladı, dünyanın dört bir ucunda …
Analar ağlamasın diye. Çocuklar şeker de yiyebilsinler diye !..
ACILARI BAL EYLEMİYORUZ ARTIK ANLIYOR MUSUNUZ ?
VE DiYORUZ Kİ,
SAVAŞA HAYIR !..
BARIŞ HEMEN ŞİMDİ…

