Halil URGAN
10 gündür televizyonlardan Rusya’nın Ukrayna işgali ve sonrasındaki gelişmeleri izliyoruz.
Zelenski denilen Neonazi soytarı, emperyalistlerin kendisi gibi emperyalizm uşaklarına gazı verip kulllansa da iş taşın altına kendi ellerini de sokmaya geldiğinde nasıl adamı damdazlak ortada bıraktıklarını gördü. Şimdi Batı’ya veryansın etmekle ve kendisini yalnız bıraktıklarından şikâyet etmekle meşgul. (Diğer emperyalizm uşaklarının bu süreçten öğrenecekleri dersler vardır mutlaka.)
Burada “sol”umuzun, ABD ve Batı’nın bu süreçteki kışkırtıcı ve NATO alanını genişletmeci politikalarının ortak görüşü iken iş Rusya müdahalesine gelince ikiye bölündüğünü gördük. Kimileri Rusya’nın müdahalesini de haksız ve “emperyalistler arası paylaşım savaşlarının bir dışavurumu” olarak görürken (Ben de bu saftayım.) kimileri de Rusya’nın da emperyalist bir devlet olduğunu pek dillendirme yanlısı olmadan ABD, Batı ve uşakları Zelenski’nin Rusya’yı kuşatma ve tecrit etme politikalarına karşı bir refleks olarak bu müdahaleye başladığı düşüncesini ısrarla savunuyordu.
Elbette bu işte bir refleks olduğu gerçeği yadsınamaz. Hiçbir “devlet”, kendisinin uluslararası alanda bir köşeye sıkıştırılmasını istemez. Böyle bir duruma karşı değişik hamlelerle “tepki” gösterir. Ama sorun o “devlet”in nasıl bir devlet olduğu, hangi amaçla böyle bir “refleks” içinde davrandığıdır.
Bugünün Rusya’sı, emperyalist bir devlet olarak ekonomik gücünü artırdıkça askerî olarak da büyük yatırımlar yapan, Orta Doğu başta olmak üzere dünya politikasında yeniden paylaşım hamlelerinde aktif olarak yer alan bir oligarşik devlettir. Avrasya Bloku denilen (Çin gibi başka bir emperyalist devletle birlikte) “demokrasi”yi umursamayan (bizim Perinçeklerin de âşık olduğu) blokta başı çeken iki ülkeden biridir. Dünyanın önde gelen silah üreticilerinden ve satıcılarındandır. Ayrıca “Ukrayna halkı ile Rus halkı tek bir halktır, onlar da Rus’tur.” biçimindeki Putin açıklamaları bizdeki “Kürtler de Türk’tür. Karda yürürken kart kurt diye sesler çıktığı için onlara Kürt deniyor.” biçimindeki büyük sosyolog (!) Kenan Paşa açıklamalarını anımsamıyor değiliz. “Güzellikle bizimle birlikte olmazlarsa zorla birlikte olurlar.” mantığı ile müdahale eden Putin’in bizim tarihimizden epeyce ders aldığı söylenebilir.
Yani özetle Rusya’nın “refleks”i, emperyalist bir devletin başka emperyalistlere karşı “refleks”idir.
Burada tam da “filler tepişirken çimenlerin ezildiği” bir durum söz konusudur.
Sürmekte olan savaşın ne Rus ne Ukrayna halkına ne de diğer halklara zerre yararı yoktur.
Halkların bu tepişmeden “kazanacakları” daha fazla zam, daha fazla enflasyon ve pahalılık, daha fazla baskı ve zulümdür. İki halkın özelde kazanacakları ise cephede ve savaşın fiilen yürütüldüğü, işgalin sürdüğü yerlerde “işgalci” ile “direnişçi” pozisyonundaki askerlerin, onlarla birlikte pek çok sivilin yaşayacakları acılar, ölümler, yaralanmalar, annelerin gözyaşları, mülteci güçleridir.
Günler geçtikçe kapitalist dünyanın “demokrat” ülkelerinin nasıl aptallar elinde yönetildiğini de görmekteyiz. İtalya’nın, Almanya’nın ve sıradaki başka ülkelerin başındakilerin, kurumların başlarındaki yöneticilerin nasıl zekâ özürlü kararlar alabildiklerini görüyoruz ve her gün bunlara yenileri ekleniyor. “Dostoyevski, Tolstoy derslerinin müfredattan kaldırılması” , “Avrupa’daki sözde doktorların (doktorların yüz karalarının) Rus yaralıları tedavi etmeyecekleri biçimindeki ırkçı açıklamaları” , “Dünya Kediler Federasyonunun (evet, şaka gibi ama gerçek) uluslararası Kedi Güzellik Yarışmalarına Rus kedilerini almama kararı” , Avrupa’da çalışan Rus sanatçılarının işine son verilip sanat etkinliklerinin yasaklanması”, olimpiyatlarda Rus ve Beleruslu sporculara yasak getirildiği gibi resmen ırkçı uygulamalar art arda geliyor.
Bugün öğreniyoruz ki Korku romanları yazarı Stephan King Efendi, yapıtlarının Rusçaya çevirisini “yasaklamış”, Coca Cola Rusya’yı protesto etmemiş ve sevkiyatını sürdürüyor diye de Coca Cola’yı boykot çağrısı yapmış. Canım benim, Dodtoyevskilerin, Çehovların, Tolstoyların, Puşkinlerin ülkesini edebiyatsız bırakıverecek kendi kitaplarından mahrum bırakarak!.. Nasıl bir akıl, nasıl bir aydın tavrı!.. Bence bu yetmez, eserlerinin Rusça basımlarını toplatıp sokak ortasında yaktırmalı. Etrafında da glu gulu dansı yapıp dönmeli. Hatta bu işe Çin’i de katın, siz Hitler döneminden, McCartney döneminden alışıksınız bu işe ama Çin de “Kültür Devrimi” adı altında sizden aşağı kalmayacağını tarihte göstermişti. Kambersiz düğün olmaz!..
Velhasıl sevgili okur, dünyanın üzerine Batı’dan ve Doğu’dan aptal ve açık-gizli ırkçı devlet yöneticileri tarafından benzin dökülüp dururken savunulması gereken ne Batı’nın “demokrasicilik oyunları” ne de Doğu’nun “haklı refleks masalları”dır.
Rusya’nın derhal işgali sona erdirmesi ve askerlerini geri çekmesi, acilen iki halkın da can güvenliğini güvence altına alacak bir barışın imzalanması; başta Batılı emperyalistler olmak üzere bütün sömürgeci güçlerin kanlı ellerini halkların üzerinden çekmesini ve silahlanma yarışına son verilerek silah üretimlerinin sınırlandırılmasını savunan bir çizgi bugün acil çizgimiz olmalıdır.
Elbette bunun gerçekleşmesi dünyadaki bütün halkların barış için her yönden sesini yükseltmesine bağlıdır.
Bu arada, Ukrayna’ya “Bayraktar” SİHA’larını satan şirketin sahibi (eski Maocu Erdoğan âşığı) Ethem Sancak, Rus televizyonlarından birinde yayınlana 15 dakikalık röportajda, “Bayraktarların bu şekilde kullanılacağını bilmiyorduk.” diyerek Rusya’yı desteklediğini açıklıyor.
Bak şu Ukrayna’nın terbiyesizliğine! Biz düğünlerde havadan çekim yapsın diye satıyoruz onlara, onlar tutup Ruslara karşı silah olarak kullanıyorlar!
Bu arada biz “devlet olarak” “Batı’nın Rusya’ya karşı sadece laf ürettiğini, somut yaptırımlar yapmadığını” söylüyor ama Rusya’nın müdahalesini kınayan bir bildiriye imza atmaktan bile “imtina edip” “çekimser” kalıyoruz.
Ah Aziz Nesin ah! Erken bırakıp gittin bizi!

