Kürt Uluslaşma Enstrümanı Olarak Newroz

Seyfi Elçiboğa

“1989 da Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç ettik. Ondan önce ne Ramazan Bayramı’nın ne de Kurban Bayramı’nın ne demek olduğunu bilmiyorduk. Hepsini Türkiye’de öğrendik.” (Türkü Hanım, 20 Ekim 2013)

Bulgaristan devletinin yıllarca Türklerin kültür ve inancını yaşamasını kısıtlayıcı uygulamalarının bir benzeri Sovyetler Birliği zamanında Türki Cumhuriyetlerde de yaşanmıştı. 1989’da Sovyetler Birliği ülkeleri dağılınca bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan da 1992 Mart’ında, o güne dek yasak olan Navroz Bayramını görkemli bir şekilde ilk kez kutlamıştı. Tıpkı Azerbaycan’da olduğu gibi Newroz/Nevruz, Kırgızistan, Kazakistan, Arnavutluk, Afganistan ve elbette İran’da haftalar süren temizlik, alışveriş, yemekler, törenler, piknikler ve olmazsa olmaz kabilinden yanan ateşin üzerinden atlamak ve çevresinde çalan müziğin sesiyle bol bol dans etmek gibi ritüellerle coşkuyla kutlanır.

Ortak kültür yaratma ve bu kültürü yaşatma evresinde gelenekler arasında yer alan bayramları baş köşeye oturtabiliriz. Bayramlar, bireyleri bir araya getirerek toplumsal bağları güçlendirir, ulusal aidiyet duygusu gelişen birey bu sayede geleneklerin sürdürülmesi yoluyla hem ulusu varlığıyla güçlendirir hem de bu sayede ait olduğu ulusun bir üyesi olmanın mutluluğunu yaşar.

Ergenekon destanını Çin vakayinamelerine dayandırarak ilk aktaran Rus şarkiyatçı Nikita Biçurin’den sonra nasıl ki Ziya Gökalp bu destanı Türk Milliyetçiliğine iyi bir kurguyla, Türklerin tarih sahnesine çıkışı başlığıyla kazandırmışsa, İhsan Nuri Paşa da Kürt Milliyetçiliğine Newroz’u mitolojik kaynaklardan kurgulayarak Kawayê Hesinker (Demirci Kawa) adıyla kazandırmış ve Kürtlerin tarih sahnesine çıkışını Demirci Kawa efsanesiyle MÖ 612 yılına dayandırmıştı.

Newroz/Nevruz Bayramı, 2010 yılında BM tarafından İrâni bir gelenek diye tanımlanmıştı. Firdevsi’nin Şeyhnâme adlı eserinde, Şerefhanê Bedlisî’nin Şerefnâme’sinde, Ahmed Xanî’nin Mem û Zîn adlı yapıtında, Cigerxwîn ve Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde bahsedilen Newroz/Nevruz kavramı birbirinden farklı içerik; Cemşit, Feridun, Kawa(Gave), Dehhaq(zuhhak) gibi farklı kahramanlar ve 1 Mart, 21 Mart, 1 Nisan, 31 Ağustos gibi farklı kutlama günlerini işaret etse de bu geleneğin Orta Asya, İran ve Mezopotamya’dan Hindistan, Afganistan ve Pakistan’a dek uzanan geniş coğrafi parçada farklı ritüellerle sürdürüldüğü bilinir. Kutlamalarda yer alan ateş yakma figürü bu geleneğe ait kökenin Zerdüştlüğe dayandığının adeta kanıtı gibidir.

Yaratılmak istenen her gelenek milli kültür oluşumuna katkı sunmayabilir. Medeni toplumlarda geleneğe dönüşmüş film festivalleri, spor ve sanat aktiviteleri bunlar arasında sayılabilir. Almanların bira festivali, Brezilyalıların Rio Karnavalı ise artık birer milli sembol halini almıştır. Kürtlerde mesela Koyun Kırpma Festivali (Berxbir) geleneksel bir bayram haline getirilemedi. Oysa mitolojik öyküsü kurgu da olsa kökleri çok eskiye dayanan Newroz artık Kürtler için bir milli sembol haline gelmiştir.

Türk siyasal algoritması, Türkiye Türkleri için unutulmaya yüz tutmuş Nevruz geleneğini, 1992’den bu yana bahar bayramı ve Ergenekon’dan çıkış günü adıyla canlandırmaya ve ülkenin geri kalanını bu törenlere özendirerek Nevruz kutlamalarına katmaya çalışır. Halkın ilgi göstermediği bu törenlerde çekiçle örs dövmek, yumurta tokuşturmak, yanan ateşin üzerinden takım elbiseyle atlamak gibi devlet erkânı için oldukça zor olan anakronik film çekimi kıvamındaki ritüeller her sene gönülsüzce sahnelenir.

Newroz ise Kürtler için uluslaşma evresinde önemli bir enstrüman, Kürt siyasal algoritmasının mitsel kaynaklar üzerine kurguladığı ve Kürtler için milli kimlik harcı niyetine elinde sımsıkı tuttuğu diriliş bayramı oldu. 1960’lı yılların başından itibaren Irak’ın güneyindeki Kürtler ilk defa Newroz’u politik anlamıyla kutlamaya ve Kürt uluslaşma evresinde önemli bir enstrüman olarak kullanmaya başladılar. Türkiye’de ise 1970’li yıllarda, özellikle eğitim amacıyla Anadolu’nun Batı’sında bulunan Kürt öğrenciler Newroz’u şenlik havasıyla kutlamaya yöneldiler.

1980 askeri darbesinde Diyarbakır askeri cezaevinde tutulan Kürtler, Newroz’un direniş sembolü olması yönünde eylem ve davranışlar sergilerler. 1991 Cizre Newroz’u politik gövde gösterisine dönüşür. Devletin yasakladığı eylemde göstericilere ateş açan güvenlik görevlileri 31 kişinin ölümüne sebep olur. Bir sonraki yıl, 1992, Türk siyasal algoritmasının hem resmi Nevruz kutlamalarını başlattığı hem de artık bir başkaldırı olarak algılanan Newroz’u sertçe bastırdığı bir sene olur. Resmi rakamlara göre 57 kişi(gayrı resmi rakamlara göre 94 kişi) açılan ateş nedeniyle can verir.

Sonraki yıllarda Newroz yasağı devam ederken Nevruz kutlamalarına Türki Cumhuriyetlerden üst düzey bürokratlar davet edilir. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kürt uluslaşmasının, iki toplumlu Türkiye Cumhuriyeti’ni zorladığını itiraf eder gibi bir paradigma değişimine işaret eder: Anadolu Cumhuriyeti. Başbakan Tansu Çiller ise daha sonra buna Bask modeli diyecek ancak paradigma değişmeden kalacak, bu sözler bir süre sonra unutulacaktı.

Kürt siyasal algoritması açısından Newroz, Nevruz’un tam aksine “varım, var olmaya devam edeceğim’ diyerek büyümeye devam eder. Kürtler’in olduğu her yer değil, Kürt siyasal hareketinin güçlü olduğu yerlerde Newroz sahiplenilir, politik bir bilinçle, uluslaşma refleksiyle kutlanır. İlk başlarda Mardin-Hakkari çizgisinde yoğunlaşan kutlamalar daha sonra yaygınlaşırken Sünni Kürtler’in, Alevi Kürtlere göre daha geç Newroz’u kabullendiği görülür. Bugün hâlâ Kürt siyasal etki alanına girmemiş olan Sünni Kürtler Newroz’a karşı çıkmasalar da Newroz’u kutlamazlar. Diğer taraftan politikleşmiş Kürtler alanlara coşkuyla yığılır, kültürel motifler taşıyan kıyafetleri, müzik ve halk danslarıyla festivale çevirdikleri Newroz kutlamalarında adeta nispet yaparlar.

Bu arada yasaklamalar ve çeşitli müdahalelerle zaman zaman ölümler, protesto için kendini yakarak intihar etmeler ve tutuklamalar yaşanmaya devam eder. 2000’li yıllardan itibaren kutlamalara uluslararası toplum temsilcileri, sanatçılar, muhalif parti ve STK temsilcileri de davet edilir. Anlaşılır ki Kürt siyasal algoritması Newroz’a sımsıkı sarılmış, Newroz coşkusunun varlığından beslenmiş, bir yandan da olabildiğince politikleştirme çabası gütmüştür.

Kürt siyasal algoritması için gelenekselleşen Newroz’un artık iki önemli merkezi vardı. Batıda İstanbul ve doğuda ise Diyarbakır’da yapılan mitinglerde kimi zaman milyonları aşkın katılımlarla kutlamalar yapılır. Siyasi mesajlar okunur. Ülkenin önemli sanatçıları bu kutlamalarda sahne alır. Özellikle 2016 Diyarbakır Newroz’u, Kürt ve Türk siyasal algoritmasının kesiştiği tarihi bir mesaja tanıklık eder. Ülkeye, algoritmaların güncelleneceğine dair umudun zirveye çıktığı bir çağrı yapılır. Tarafların üstünlük kuramadığı çatışma hali yeniden belirene kadar 30 ay boyunca ülke nefes almış, bu süre boyunca karşılıklı öldürme yaşanmamıştı. Ancak kısa süre sonra yaşanan şiddet sarmalıyla binlerce insan daha can verir. Zeytin Dalı Harekatıyla Afrin’e girildikten kısa süre sonra ÖSO, Demirci Kawa heykelini yıkmıştı. Newroz ile Nevruz arasındaki rekabet böylece yeniden gündeme gelir.

Yazıyı kaleme aldığım esnada Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu’nun Twitter’dan yayınladığı mesajı okuyup umutlandım: “Diyarbakır’ımız, ülkemiz ve coğrafyamıza neşe ve bereket getirsin. Nevruzumuz kutlu olsun. Newroza me pîroz be. Newrozê ma pîroz bo.”  Bu söylemin en azından bunun popülist bir adım olmamasını umut ettim. Yasaklı olan “w” harfi ve Kürtçe bayram mesajını, Diyarbakır gibi hem devlet hem de Kürtler için önemli kabul edilen bir şehrimizin valisinin yapıyor olması,  Türk siyasal algoritmasının yeniden güncellenmiş olduğu izlenimi taşıyor. Bu durumu bir tarafın diğerine üstünlüğü değil, halkın yararına olan ortak bir kazanımı olarak okuyorum.

2022 Newroz’u / Nevruz’u anlaşılıyor ki ılımlı bir havada geçecek. Kutlamaların kansız geçmesini ülkenin ferahlaması için zorunluluk olarak görüyorum. İki toplumlu bir yapının varlığı tek ulus üzerine kurulmuş devlet mekanizmasını değişime zorlamaktadır. Birbirine yabancı insanlar, birbirlerinin acısını ve sevincini görmezlikten gelirler. Birbirlerini hissedemezler. Birbirlerine karşı, kendilerini sorumlu saymazlar. Politik düzlemde kutuplaşan bir toplumsal yapının ileride her iki uç için parçalanma riski taşıdığı muhakkaktır. Karşılıklı kaygılar olduğunu biliyoruz. Kürtler’in komşu devlet toprakları içerisinde de bloklar halinde varlığını sürdürüyor oluşu, bunun ileride Kürtler için devletleşme tercihini olanaklı kılması, küresel güç odaklarının bölge devletleri için bu tercihi bir tehdit gibi kullanma gayretleri ve buna karşı Kürt siyasal algoritmasının da ayrılıkçı söylemi destekleyen tavır ve söylemleri karşılıklı güven ve çözümü güçleştirmektedir. Bu meselenin çözümü yazının konusu dışındadır. Her şeye rağmen dünyada iki, üç veya daha fazla toplumlu devletlerin demokratik ve istikrarlı varlığı barışçıl bir sonucun mümkün olacağına olan inancımı pekiştiriyor. Kürtlerin uluslaşma evresinde Newroz’u bugünden sonra da en önemli enstrüman olarak kullanmaya devam edeceklerini düşünüyorum.

 

Kürt Uluslaşma Enstrümanı Olarak Newroz” için 2 yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir