Sanatın özü insanın yüreği gibidir. Binlerce yıldır insanlıkla birlikte gelişerek, değişerek birçok çeşide bölünerek gelen vazgeçemediğimiz bir gerçeklik sanat.
Sanatın her alanı kendi içinde güzelliğini ve değerini korur; Ancak sanat dalları arasında öne çıkan Müziktir. Kaldı ki müzik kendi içinde onlarca dala ayrılarak yoluna devam etmiştir. Bu gerçeklik hepimizin bildiği bir bilgi. Ben bu bilgi üzerine bir sorumluluk alıp bir sorumlukta yükleme yapacağım. Müzik nasıl olmuşta sanat dalları arasında sporun futbolu olmayı başarmış? Ya da öyle midir?
Peki sebeplerden biri müziğin daha kısa sürede kendini üretebilmesi mi, insanlara ulaşma süresi mi?
Diğer bir açıdan geçmiş yüzyıllarda sipariş olarak müzik eserleri yapıldığını biliyoruz. Bunu ayrıca açıklayacağım.
Şöyle bir bakışta ekleyeyim, sanki melodik anlatı dünyada yazılı tarihe kadar en iyi aktarı ve anlatı yolu olmuş. Doğal olayları ,afetleri, savaşları, ölümleri , doğumları müzikle anlatılmış.
Buradan yola çıkacak olursak gerçek temelli bir paylaşıma ulaşabilirim diye düşünüyorum.
Tarih boyunca gelişerek, değişerek ve dönüştürülerek bu günlere gelindi. Mozart ya da Bach vs. Avusturya kralının verdiği bir konuyu bestelemesi ile bu günkü müzisyen ya da bestecilerin bu tarz tutuyor bunu yapayım arasında zaman farkı olduğu gibi yaşam farkı da var.
Mozart O yıllarda yapmasa sanatını paraya dönüştüremez ve yaşayamazdı. Hoş ona rağmen genç yaşında hastalanmış ve ölmüştür. Bugün ise birçok tarz vardır. Bizim gibi ülkelerde özellikle desteklenen geri ve basit akımlar öne çıkmıştır. Hatta kişiler. Orhan GENCEBAY, Ferdi TAYFUR.
Ve tabi ki pop müziği, başlı başına dünyanın belasıydı. Şimdi müziğin içindeki bu ayrıştırıcılığı bir kenara koyalım , müziği yapan kişilerin donanımlarına bakalım. Donanım derken aslında sosyolojik açıdan beslenimi kastettiğimi özellikle belirteyim.
Evet birçok sanat emekçisi usta çırak öğretisi ile kendisini geliştirmiş , ozan olma erdemini yaşamıştır. Yine birçok sanat emekçisi okullu ve titri ile beraber yaşadığı topluma hiçbirşey vermeden yaşayıp gitmiştir.
Modern çağda sanatın konumlanması da değişti. Çünkü sınıflar oluştu. Sınıflar oluşunca düzenin yanında yer alanlar ve düzen karşıtı olanlar şeklinde istemsiz bir ayrışma oldu.
Bu istemsiz ayrışmada en zor olan sanatçının yetişmesi ve yerini alması çünkü yoktan gelip var olmak çok zor. Var edecek olan geldiğin sınıf ya da girmeye çalıştığın ya da giremeyeceğin diğer sınıf.
Bu kişiden çıkıp topluma gelirsek herkesin yaşadığı topluma sorumlulukları vardır bu isteğe bağlı değildir, insan olmak bunu gerektirir. Bunu daha bir edebi dile çevirirsek sanatçı toplumun beş duyu organıdır. Toplum boşluğunda bütün alıcıları açık şekilde bekler ve birikir sonra da paylaşır. İşte biz bu güzel insanlara ozan diyoruz. Kimse onlara ozan ol demedi; ama beslendikleri yer aldıkları bilgi onları karı konulamaz bir paylaşım arzusu içine soktu. Kimi şiiri ile kimi müziği ile kimi resmi ile ,heykeli ile filmi ile vs. yaşamdaki eksiklikler üzerinden doğan tamlamalarıdır bizde hayat bulan.
Ve işte gerçekte sanat olan sanat için yapılabilecek en iyi şeyin halkını yaşadığı dünyanın eksikliklerini tamamlayıp hayatın yaşanılır kılınmasına katkıda bulunmaktır.Bu dünyada herkes katkısı kadar yer kaplar gerisi yalan.
Benden önceki bütün ozanlarımıza saygı ve sevgilerimi sunuyorum bilgi ve yeteneğimiz emeğimiz ile buluşunca halkımıza ulaşabiliyoruz. Yenilerinde buluşmak üzere .
AKULİ 21 HAZİRAN 2022 23: 34 Menderes

