çıkagel bir öğle altı,çıkagel ansızın
saçım başım dolanıkken çıkagel hiç habersiz
haylaz bir çay sohbeti yapalım ince belli bardaklarla
domates,simit ve beyaz peynir eşliğinde
omuzuna yaslanayım,konuşalım ordan burdan
…
çıkagel hiç hesapsız
bırak, dolansın elim ayağım,şaşakalayım,donakalayım kapı eşiğinde
bırak, titreyedursun dizlerim
çökersem tutarsın
çıkagel ansızın,kapı zilim hiç bu kadar kısa çalmasın
bir tek senin çalışın böyle diye bayram etsin fukara yüreğim
elimin köpüklerini dolayıp birbirine dirseğimle açayım kapıyı çıkagel bir öğle altı kördüğüm gecelerin,ucu düğümlü düşlerin sonrasında silkinerek uyanayım gözyaşlarımla ağırlaşan yastığımı saklarken oturalım cam kenarına getirdiğin çiçekleri vazoya koyarken, mahrumiyetlerimizin hesapları görünsün yavaş yavaş sıraya dizelim onları, birbirimizi kaçamak süzerken
…
çıkagel birden bire
ılık bir rüzgar essin içimde
yorgun yalnızlığım inzivaya çekilsin
dağılsın usul usul büyücü sessizlikler
çar çur etmeden zamanı,akort edelim gönül tellerimizi
…
çıkagel n’olur
matemini erteleyelim gidenlerin
faydasız didişmelerle yitip gitmesin zaman
”bedel” siz konmuyor bir şeyler yerine
müşterek israfların hesabını yapalım seninle
…
ateşkeslerin rehaveti çökermiş insana
düşsel bahçelere dalalım sıcak iklimlerde
yaprakların hışırtısı ile ne idüğü belirsiz böceklerin vızıltısı duyulsun bir tek
dupduru,dingin bir gün geçirelim..
haydi çıkagel,
çıkagel de sevinsin yamalı gönlüm
kaç bahar geçti,birbirimizsiz sayalım teker teker
…
yahut… adam gibi itiraflarda bulunalım istersen
anlatayım sana bir bir, içimin dağlarına tırmanıp, ovalarında koştuğumu
dip dibe yaşayıp da nasıl ”o’nların” olamayışımı
çil yavrusu gibi dağılan emeklerimi
fanatik duyguların açmazında nasıl debelendiğimi
düşerken, nerelerime tutunup da kurtulduğumu içimin…
…
buz gibi ayazlarda,nasıl sarılıyorsam sarı şalıma
işte öyle sarılışımı yalnızlığıma
ve o yalnızlığı ”kalkan” yapıp nasıl savaştığımı anlatayım sana
haydi çıkagel
çıkagel lütfen…
…
beyhan duran

