ÇIKAGEL   

çıkagel bir öğle altı,çıkagel ansızın

saçım başım dolanıkken çıkagel hiç habersiz

haylaz bir çay sohbeti yapalım  ince belli bardaklarla

domates,simit ve beyaz peynir eşliğinde

omuzuna yaslanayım,konuşalım ordan burdan

çıkagel hiç hesapsız

bırak, dolansın elim ayağım,şaşakalayım,donakalayım kapı eşiğinde

bırak, titreyedursun dizlerim

çökersem tutarsın

çıkagel ansızın,kapı zilim hiç bu kadar kısa çalmasın

bir tek senin çalışın böyle diye bayram etsin fukara yüreğim

elimin köpüklerini dolayıp birbirine                                                                                                                                                   dirseğimle açayım kapıyı                                                                                                                                                                      çıkagel bir öğle altı                                                                                                                                                                          kördüğüm gecelerin,ucu düğümlü düşlerin sonrasında                                                                                                                     silkinerek uyanayım                                                                                                                                                                                gözyaşlarımla ağırlaşan yastığımı saklarken oturalım cam kenarına                                                                                                   getirdiğin çiçekleri vazoya koyarken,                                                                                                                                                         mahrumiyetlerimizin hesapları görünsün yavaş yavaş                                                                                                                      sıraya dizelim onları, birbirimizi kaçamak süzerken

çıkagel birden bire

ılık bir rüzgar essin içimde

yorgun yalnızlığım inzivaya çekilsin

dağılsın usul usul büyücü sessizlikler

çar çur etmeden zamanı,akort edelim gönül tellerimizi

çıkagel n’olur

matemini erteleyelim gidenlerin

faydasız didişmelerle yitip gitmesin zaman

”bedel” siz konmuyor bir şeyler yerine

müşterek israfların hesabını yapalım seninle

ateşkeslerin rehaveti çökermiş insana

düşsel bahçelere dalalım sıcak iklimlerde

yaprakların hışırtısı ile ne idüğü belirsiz böceklerin vızıltısı duyulsun bir tek

dupduru,dingin bir gün geçirelim..

haydi çıkagel,

çıkagel de sevinsin yamalı gönlüm

kaç bahar geçti,birbirimizsiz sayalım teker teker

yahut… adam gibi itiraflarda bulunalım istersen

anlatayım sana bir bir, içimin dağlarına tırmanıp, ovalarında koştuğumu

dip dibe yaşayıp da nasıl ”o’nların” olamayışımı

çil yavrusu gibi dağılan emeklerimi

fanatik duyguların açmazında nasıl debelendiğimi

düşerken, nerelerime tutunup da kurtulduğumu içimin…

buz gibi ayazlarda,nasıl sarılıyorsam sarı şalıma

işte öyle sarılışımı yalnızlığıma

ve o yalnızlığı ”kalkan” yapıp nasıl savaştığımı anlatayım sana

haydi çıkagel

çıkagel lütfen…

beyhan duran

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir