Rauf CANKURTARAN
Hani kırılma anları vardır ya yaşamımızda işte öyle bir andı benim için 40 yıl önce bugün. Önce Adalı’nın ardından Serdar’ın idam edilerek katledilmesi hepimizi derinden etkilemişti.
Devrimciliğin ölümü gülerek karşılamak demek olduğunu 15 yaşında öğrenmiş benimsemiş bir kuşaktık biz.
Erdal Halkın Kurtuluşu YDGD, biz TKP İGD militanıydık. O yaşta ne kadar militan olunursa … Çok kavga edip çatışmıştık birbirimizle canlarımız yanmıştı. Ama işte 13 Aralık 1980 günü benden bile küçük bir devrimci yaşı büyütülüp idam edilerek katledilmişti faşist diktatörlük tarafından.
Babamın atölyedeydim radyodan öğrendiğimde. Gittim iki tekel birası ve midye aldım. Herkes gitti tek kaldım atölyede. Yetmedi iki bira üstüne Sevilen şarap aldım bir galon, rakı içmeyi beceremiyordum o zamanlar. Çok soğuktu hava net hatırlıyorum atölyede sabahladım o gece babamın tahta şezlongunda kah uyudum kah şarapla boğuştum teypte Livaneli kasetleri. Beynimde deli sorular hiç resmini görmemiştim Erdal’ın yüzünü tahmin etmeye çalışıyordum. Yiğidim aslanımı söylerken bağıra bağıra, dedim ki kendime” artık maocu faşist sosyal faşist yok. Bütün devrimciler kardeştir.”.
Çok ağladım o gece Erdal için, hepimiz için.

