Necdet Gökçe
Mahallemizin ve dünyanın en güzel kızıydı Peruze Abla… bunu herkes söylüyordu; yoksa ben 8 yaşindaki aklımla nerden bilecektim…
Yemyeşil çayırlara benzeyen gözleri ve gülümseyince yanağının iki yanında iki uçurum gibi açılan gamzeleri vardı…Kendinizi kaldırıp atasınız gelirdi…
Ama bir de yürümesi vardı ki Peruze ablanın…
35’lik Kulüp rakısı böyle çarpmazdı mahallenin abilerini!… Çok sonra anladım ki , podyumdaki o mankenler Peruze abladan öğrenmişlerdi öyle yürümeyi… Sokağa her çıktığında, aldanıp açardı mahallemizdeki akasya ağaçları…
Mahallemizin uzun caddesi boyunca yürüdükçe; bütün esnaf bir bahaneyle, güya vitrin düzeltiyor veya kapı önündeki malları diziyormuş gibi yapar ve ille de Peruze ablaya selam vermek isterlerdi…
Ama hakkını yemiyeyim, bir tek kuaför Metin abi çıkmazdı kapı önüne…
Peruze Abla, evlerdeki kadınlar gününe veya sinemadaki hanımlar matinesine gitmeden evvel kuaför Metin abiye uğrar, saçlarına fön çektirirdi…
Ben çok şanslıydım, Peruze ablanın evine istediğim zaman girer çıkardım… Çünkü kendisinden 9 yaş küçük (bir sürü derin hocanın muskaları sonucu doğmuş) ikiz erkek kardeşiyle aynı sınıftaydım… Vedat ve Sedat benim en sevdiğim arkadaşlarımdı…
Birgün , biz kave’ nin yanındaki arsada top oynuyorduk; Peruze Abla yine caddeyi yakarak yürürken bizi görünce durup seslendi: ikizler ve ben koşarak gittik yanına… O da kave’deki abilerin yanık bakışlarına aldırmadan, sulu sulu öpmüştü kardeşlerini…benim de iki yanağımı avuçlayıp ” maşallah yakışıklım, yakacaksın mahallenin kızlarınıı…” deyivermişti…
Göz ucuyla da Boşnak Kadir abinin kahvesini süzüvermişti şöyle bir…
İşte o an anlamıştım ki, Peruze Abla da beni seviyordu ve büyümemi bekleyecekti!
Bana pis pis bakan Cambaz Nuri abiye aldırmadım bile bu yüzden…
Evlerinde ödev yapmaya gittiğimde, annesi Muazzez hanım teyze bize poğaça ve limonata getirir, Peruze Abla da yanımıza oturur ödevlerimize yardım ederdi… Allahım, sanırım cennet bahçelerinden çiçekler gibi kokuyordu Peruze Abla!!
Kendime hep lanetler okurdum geceler boyu…
Çocuk olmak ne büyük haksızlıktı ne derin acıydı bilseniz…
Ama sonra O’ nun bana gülümseyişi gözlerimin önüne gelir ve rahatlardım… Çünkü besbelliydi, benim büyümemi bekleyecekti…
O meşum, o kara cuma gününü hiç unutmam… bu yüzden hâlâ düşmanım cuma günlerine!
Okula gitmek için önlüğümü giymiş, kolalı yakalığımı takmış kahvaltı yapıyordum…
Annecim yine bi koşu fırıncı Münir amcadan o çok sevdiğim boyozlardan alıp gelmiş, yumurta da haşlamıştı yanına…
Birden bir çığlık yankılanıverdi sokağımızda… Ölümden acı, rüzgardan hızlı bir haber çalıverdi bütün kapıları…
Peruze Abla,
kuaför Metin’e kaçmıştı!!
Kulaklarım uğulduyor, başım dönüyor, mideme bıçaklar girip çıkıyordu…
En son hatırladığım;
Muazzez hanım teyze, ikizler ve mahallenin abileri kuaförün camlarını indiriyorlardı taş ve sopalarla…
Mahallenin tüm abilerinin selası okundu, namazları kılındı ” er kişi niyetine”…
Çok sonra öğrendim ki, Sezen Aksu bizim abilerin acıklı ve hicran yüklü hikayelerini duymuş ve FİRUZE adında bir şarkı yazmıştı… mahallemizde uzun yıllar boyunca o şarkı her evde çaldı durdu…
Ben mi?…
Beni ” fasulyeden aşık” saydılar… Sela’mı okumadılar…
Mayıs… 2021 . Buca.


https://youtu.be/dFtmYJHDIMw?t=218
Bu güzel kelimeleri bir araya getirme becerine hayran olmamak mümkün değil. Öykü şiir güzelliğinde bir anlatıma sahip ve cıvıl cıvıl .